Kozan'ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yılı kutlu olsun!

Süte de zam…

Süte de zam…

Sütçü “haftaya fiyatları değiştireceğiz” dediğinde, süt aracının etrafında biriken kalabalığın hafif uğultusu yayıldı.

“Yem fiyatları bir öncekinden hep farklı, bu güne dek direndik, ancak bu hafta sonu değiştirmek zorundayız” dedikten sonra sustu.

Elinde iki beş litrelik kapla bekleyen, yaşı altmışlara yakın, saçları ağarmış adam kendi kendine söylendi. Sonra da “Emekli maaşıyla gel de geçin. Dilenciye döndürdüler. Sende haklısın. Yeme zam, bak aracınla geziyorsun yakıta zam, acıyan bize acısın ne yapalım ki” dedi.

“Doğru dedin” diye onayladı, sütçü.

Yaşlı bir kadın, duvara arkasını dayamış, sırasının gelmesini beklerken yakınmaya başladı:

“Birinizin emekli maşı var, birinizin altında arabası var, size göre ne ki? Ben ne yapacağım? Herif yatalak, doktor süt içecek dedi. Ne iş var, ne de güç! Çocuklar kendi dertlerinde. Bugün bulup-buluşturdum alacağım. Haftaya almak için daha çok bulup-buluşturmam gerekecek.”

Ortaokul çağında, kendinden küçük kardeşine de yanında getiren, yürürken yere düştüğünde kaldıran ağabeyi “amca alıştık” dedi sütçüye bakarak.

Sanki yılların yükü üzerine binmiş, geçim derdiyle boğuşan bir büyük gibi “alıştık. Pazara baksanıza, domates, biber patlıcanı bırakın soğan-patates fiyatına kimse bir şey demedi. Herkes koştu aldı. Süte zam gelecekmiş ya, alıştık amca ya. Ne yapalım, yarım kilo az alırız bizde” diye konuştu.

Sütünü alıp giden de vardı, gitmeyip konuşulanları dinleyen de; kalabalık azalmıyor, yenileri ekleniyordu.

Biryirmibeş numara dinlendirici gözlüklü, kırkbeş-elli yaşlarında, konuşulanları dinleyen, sonra da birkaç söz de kendinin söylemesinin gerektiğine inana bir adam “hepiniz haklısınız” dedi, önce. Sonra da konuşmaya başladı:

“Bundan bir ay kadar önce bir seçim yaşadık. O zaman dolar 5.60 liraydı, bugün 6.20 lira. Kusura bakmayın ama, kimse ne ilişkisi var demesin. Bu ülke elindeki cep telefonlarını, bindikleri araçlarını, daha birçok teknolojik ürünleri dolarla alırken, son yılarda buğdayı, mısırı, fasulyeyi, nohudu, eti de dolarla aldığı gibi; samanı, yemi de dolarla alıyor! Herkes bağırıp-çağırırken, ülkenin üreticisini katlediyorsunuz derken biz yapanları el üstünde tuttuk! Yalan mı? Sütü yapan hayvan yem yiyecek, saman yiyecek… Yemle samanı dolarla alırsan, son bir ayda da dolar yüzde onun üzerinde değer kazanırken sütçünün zam yapmaması demek, bu işi yapmaması anlamına gelir. Bizim kızdığımız yer sütçü olmamalı, ekonomiyi bu duruma getirenler olmalı…”

Hiç kimseden “çıt” çıkmadı.

Kendi kendini suçlar gibiydi çoğu!

Sütünü alan kalabalıktan ayrılmaya başladı.

Yenileri sıraya giriyordu…

HASTANEDE…

İki gündür hastanedeydim…

Doğru yanımız “neresi ki” dedikleri gibi…

Neresi bizin doğru yanımız?

Eski binaları boşalt, yeni binalara taşıt…

Sağlıkta bolca anlatılan “reform” bu mu anlamıyorum!

Salt ben değilim ki, lüks-neon ışıklı bulvarlar boşalmış, hepsi buraya dolmuş gibi kalabalık, hastane koridoru!

Hasta yakını tedirgin, hasta bakıcılar kanatlarına taş değmiş kuşlar gibi bağırıyor, Suriyelileri anlamak için kurulan masanın önü kalabalık…

Önümdeki sırada bir genç, başvurusunu yaparken görevli konuşuyor:

“Sağlık sigortanız görülmüyor, bedelli başvurabilirsin” diyor.

“Ne kadar ücreti” diyor, genç.

“Elli lira.”

“Tamam, ne yapalım başka yol yok sanırım…”

Görevli işlemi yaparken, gözüme bakarak “üniversiteyi geçtiğimiz yıl bitirdim, yirmialtı yaşındayım, iş bulamadım, ne yapabilirim ki… Bakın oraya Suriyeliler geliyor. Kimsenin bir şey sorduğu yok! Bir da tercüman koymuşlar dilimizi konuşmasınlar diye, ne hoş değil mi? Ben sağlığım için ödeme yaparken, onlar üstüne para alıyorlar! Ne haksa bu?”

İşlemleri yaptırıp ayrıldı sıradan genç. Ardından sıramı aldım.



Yarım saat sonra, türbanlı bir kadın doktorun yanındaydım. Tanıştık. Anlatacaklarımı dinledi. İç rahatlatıcı açıklamalar yapıyordu. Bazı “tahliller” istiyordu. Yalnız, dedi. “Yarın burada olmayacağım, sonuçlar için oraya gelirseniz bilgilendiririm” dedi…

Şaşkınlığımı anlamış olmalı ki, ben sormadan açıklama yaptı:

“Biliyor musunuz, nerede çalıştığımı ben bile bilmiyorum. Burada mıyım, orada mıyım, yoksa bir başka yerde mi? Haftada üç-dört yer dolaşıyorum. Bugün gelen hasta, bir daha beni bulmakta zorlanıyor. Bugün buradayım, yarın orada, bir güne bir başka yerde… Sağlığın içini boşalttılar! Bir uzman doktor olarak bunu söylemem ne denli doğru bilmiyorum ama, sağlığı alt-üst ettiler! Yarın gelecek misiniz” diye de sordu.

“Sorun yok, öğleden önce oradayım” diyerek ayrıldım…

Eski binaları boşalt, yeni binalara taşın, içini donat…

Doktorları oradan al, gönder bir başka yere…

Olmadı gönderdiğin yerden al, bir başka yere…

Yeni boyalı duvar, yeni makineler sağlığa ‘nitelik’ kazandırır diye!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN