Taze elden taze kahve

Taze elden taze kahve

Bol köpüklü bir Türk Kahvenizi alın elinize başlayın tadına vararak yudum yudum içmeye. Bu arada yazımı okumaya başlayın. Konumuz Türk Kahvesi bu sefer. Nedenini yazımın sonunda bulacaksınız. Her zamanki gibi önce tarihçesine bir bakalım. Neden Türk Kahvesi? Türkiye’de yetişmeyen, büyük miktarlarda gümrük vergisi ödeyip ithal ettiğimiz bu ürünün adı nasıl oluyor da Türkleşiyor. Efendim şöyle anlatmaya başlayayım. İlk kahve bitkisi Habeşistan’da sonra Arap yarımadasında yetiştirilmiş ama asıl Yemen’de kıymeti anlaşılmış. Derler ki Veysel Karani bir gün hayvanlarını otlatırken hayvanların kahverengi çekirdekleri yedikten sonra canlandığını fark etmiş. Ve yine derler ki Yemenli mistikler kahve çekirdeklerini yerlermiş.

Osmanlı Yemeni fetih edince zamanın padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a Yemen ile ilgili bilgi verilirken orada yetişen kahve çekirdeklerini de gösterirler. Çekirdekler hakkında bilgi verirler. İşte ne olduysa o zaman olmuş. O çekirdekler bir güzel kavrulmuş, öğütülmüş ve bugün bildiğimiz şekliyle pişirilmiş. Tabi ki çok beğenilmiş. Kahve sarayın vazgeçilmez bir içeceği olmuş. Durumu özetlersek o güne kadar çekirdek olarak Arabistan Yarımadasında yenen kahve Osmanlı sarayına girince içecek haline dönüşmüş. Pişirilme şekli bakımından adı Türk kahvesi olmuş. Önceleri sadece sarayda içilen ve kendine has bir kültür oluşturan Türk Kahvesi, sarayda çalışan iki Suriye tebalı Osmanlı vatandaşı tarafından sarayın dışına taşınmış. İstanbul’da bugünkü Tahtakale’de ilk kahvehaneyi açmışlar. Halkımızda çok beğenmiş olmalı ki 50 yıl içinde sadece İstanbul’da 200 kahvehane açılmış. Kahvehaneler bir kültür merkezi gibi olmuş yıllar içinde. Şairler, yazarlar buralarda toplanıp, sohbet etmişler. Şiirler okumuşlar yazılarını paylaşmış yazarlar kahvehanelerde. Aylaklık yapılan yerler değilmiş anlayacağınız. Yıllar içinde İstanbul’dan Venedik’e, Viyana’ya, Paris’e derken bütün Avrupa’ya yayılmış bizim Türk Kahvesi.

Bugüne geldiğimizde…

Sadece bir kere gittim yıllar önce, o da mecburiyetten Antalya’dan İstanbul’a gidiyorduk. Bir yorgunluk kahvesi içelim diye durduk yol üstünde. İçerisi de, dışarısı da pek şık bir mekân. Türk kahvesi istedik, yok dediler. Burada kahve satılmıyor mu diye sorduk. Cevap evet kahve satılıyor. Peki, Türk Kahvesi, o yok. Ne var peki, Macchiato, caffe latte, caffe mocha, cappuccino, espresso falan sayıyor görevli arkadaş tezgahın diğer tarafından. Eşimle birbirimize baktık, nasıl baktığımızı tahmin edersiniz. Peki dedik Türk kahvesine en yakın ne varsa onu verin. Yorgunuz biraz canlanmaya ihtiyacımız var. Görevli isimlerimizi sordu. Yahu altı üstü bir kahve içeceğiz isimlerimizden size ne. Herhalde masaya servis yaparken karışmasın diye sordular diye düşünüp isimlerimiz söyledik boş bir masaya doğru hamle yaparken görevli bu seferde masaya servis olmadığını söyledi Bekleyip, alacakmışız. İsmimizi niye sordunuz o zaman diye sorunca kuralları böyleymiş diye öğrendik Plastik türü üzerinde isimlerimiz yazan bir bardakta tuzluya mal olan kahvemsi bir şey içtik ve ayrıldık. İlk ve son oldu bu macera.

Zevkler tartışılmaz elbette ama bu kadar derin bir kültür de böylesine hiçe sayılmaz. Bu tür yerler pıtırak gibi çoğaldı. Neyse ki son yıllarda adam gibi Türk kahvesi sunan yerler açılmaya başladı ama üzülerek gözlemlediğim şu; O yabancı isimli yerler daha fazla rağbet görüyor. O plastik kapların üzerine ismi yazınca daha bir hoşlarına mı gidiyor anlamadım.

Türk Kahvesi 2013 yılında UNESCO tarafından somut olmayan kültür değerleri kategorisinde ilk kültür sıvısı olarak tescillendi arkadaşlar. Bu kadar önemli. Ülkemizin dört bir tarafından derlenen 50 ye yakın kahveden bahseden türkümüz var. Kahve ile ilgili onlarca deyim var güzel Türkçemizde. Evin genç kızı sunar kahveyi “Taze elden, taze kahve” içer büyükler. Anadolu’da bir adet vardır, gelen konuğa aç mısın diye sormazlar, kahvenin yanında su ikram ederler. Konuk önce suyu içerse aç demektir, yok önce kahveyi içmeye başlarsa tok demektir. İnceliğe bakar mısınız? Hadi kızınızı istemeye geldiler Türk kahvesi ikram etmeyin de göreyim sizi. Kahvaltı (kahve altı) demişiz günün ilk öğününe. Arkadaşlarla, dostlarla oturmuşunuz sohbetin dibine vurmuşuz o fincanlar son yudumdan sonra “neyse halim çıksın falim” diyerek kapatılmaz mı? Kapatılır elbet. Hatta fal bakan olmasa bile kapatılır, adet böyle. Diğer kahveler telvesiz sunuluyor, telve olmadan nasıl fal bakacağız. Sabah kalkmışım, kahvaltımı yapmışım, üzerine de bol köpüklü Türk kahvemi içmişim ve güne çakı gibi başlamışım. Var mı bundan güzeli. Şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Kahvemi içmeden önce küçük bir bardak suyumu önceden içerim ki alacağım tat sadece kahvenin tadı olsun diye. Bu da küçük bir öneri olsun benden.

16. yüzyıldan bu yana oluşan bu derin kültürümüze sahip çıkmamız gerekmez mi sizce?




Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN