Teknoloji, Teknolojik Gelişme Ve Yeni Teknolojiler 

Teknoloji, Teknolojik Gelişme Ve Yeni Teknolojiler 

Teknoloji, bir sanayi dalıyla ilgili üretim yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgi olarak tanımlanabilir. Teknoloji, üretimle ilgili bilginin gerçek hayatta kullanılmasını ifade eden tekniklerin bütününü oluşturmaktadır. Ayrıca insanın bilgisini çeşitli araç ve gereçlerin oluşumunda devreye sokması ve insanın maddi çevresini değiştirmek ve denetlemek amacı da teknoloji tanımında yer almaktadır. Teknoloji bilgi birikiminin pratik hayatta yaygın biçimde uygulanması anlamı taşımaktadır.

Teknolojik gelişme, üretim ile ilgili yöntemleri, kullanılan araç gereç ve aletleri kapsayan bilgideki gelişmeyi ifade etmektedir.
“Yeni teknolojiler ise teknolojik değişimin günümüzde ulaştığı son aşamadır. Teknolojik gelişme, ekonomik ve toplumsal yapıdaki değişim ve etkileşimlerle sanayileşmeye, sanayileşmeden de içinde bulunduğumuz yeni teknoloji aşamasına ulaşmıştır. Bu anlamda teknolojik değişim, var olan değişim sürecinin bir parçasıdır. Bu değişim sürecinde teknik yeniliklerin, ekonomik gelişmeyle toplumsal ve kurumsal değişikliklerle karşılıklı bağımlılıkları söz konusudur”

“200 yıl önce İngiltere ve bazı Batı Avrupa ülkelerinde, buharlı makina ve bu makinaların kullanıldığı dokuma tezgahları, kol gücü dönemini kapsayan ve makinalaşma dönemine geçilmesini sağlayan yeni teknolojinin simgesi olmuştur. XIX. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başlarında Fransa, Almanya ve İsveç gibi bazı Batı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de kimyasal ürünleri geliştirerek, elektriği yaygınlaştırarak ekonomik büyümeyi sağlayan yeni teknolojiler teknolojik gelişmede yeni bir aşamayı oluşturmuşlardır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise teknolojik gelişmeler yeni bir ivme kazanmıştır. 1920’lerden sonra üretim süreci yerini otomasyona bırakmıştır.




Günümüzde ise bilimsel veya teknolojik devrim veya teknolojik patlama adı verilen tüm ekonomik alanları, üretimin organizasyonunu, dağıtımını ve yaratılan gelirin paylaşımını doğrudan etkileyen yeni teknolojiler dönemi ortaya çıkmıştır. Son teknolojik gelişmeler emek yoğun makineleşme dönemini geride bırakarak sermaye yoğun makineleşme sistemleri dönemini başlatmıştır.

Günümüzde yeni teknolojiler bilgi teknolojisi, bio-teknoloji, materyal teknolojisi, uzay teknolojisi ve nükleer teknoloji şeklinde sıralanabilir.

Bunlar içinde kullanımı ve etkinliği en fazla olanı bilgi teknolojisi olarak görünmektedir. “Bilgi teknolojisi, bilgisayar, mikroelektronik ve telekomünikasyon teknolojilerini birlikte ifade etmektedir. Önceleri birbirinden ayrı olarak gelişen bu üç teknoloji elektronik teknolojisindeki gelişmenin etkisi ile tek bir akım halinde birleşmiştir. Bilgi teknolojisi bilginin toplanması, işlenmesi, saklanması, gerekli olduğunda çağrılması ve iletilmesinde köklü yenilikler sunan bir teknolojidir. Bilgi teknolojisi, hızlı bir şekilde sektörler arasında yaygınlaşan, ürün ve üretim süreci yeniliklerini içeren, işletmede maliyetlerin azalmasına ve verimliliğin artmasına yol açan, ulusal ve uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlayan yeni bir teknoloji sistemi olarak ortaya çıkmaktadır” .

“Teknolojik değişme, ekonomik gelişme ile sosyal-kurumsal değişimle bağımlı olduğundan bilgi teknolojisinin etkileri ekonomik ve sosyal koşullardan ayrı değerlendirilememekte, ekonomik ve sosyal yapıdaki değişim de yeni teknolojilerle uyumlu olarak meydana gelmektedir”. Bu anlamda yeni teknolojiler endüstri ilişkilerini etkilemektedir. Bu etkileşim endüstri ilişkilerini oluşturan faktörlerin rollerinde ve nitelik yapılarında olduğu kadar sistemin yapısında da köklü bir değişimi getirmektedir.

ELEKTRONİK TİCARET

İçinde bulunduğumuz yüzyılın son döneminde bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen hızlı gelişme sonucu elektronik ticaret giderek yaygınlaşmaktadır

Elektronik ticaret; mal ve hizmetlerin üretim, reklam, satış ve dağıtımlarının telekoünikasyon ağları üzerinden yapılmasıdır.
Elektronik ticaret; sayısallaştırılmış yazılı metin, ses ve görüntünün işlenmesi ve iletilmesine dayanan kişileri ve kurumları ilgilendiren tüm ticari işlemlerdir.

Iş, yönetim ve tüketim faaliyetlerinin yürütülmesi için yapılanmış ve yapılanmamış iş bilgilerinin, üreticiler, tüketiciler ve kamu kurumları ile diğer organizasyonlar arasında elektronik araçlar (Elektronik posta ve mesajlar, elektronik bülten panoları, WWW teknolojisi, akıllı kartlar, elektronik fon transferi vb.) üzerinden paylaşılmasıdır. Her eve bir telefonun düştüğü, herkesin bir cep telefonuna sahip olduğu günümüzde, yılbaşı ve bayram gibi özel günleri tebrik kartıyla kutlamak yerine iletişim teknolojisinin sunduğu yeni olanakları değerlendirmede kararlı olanlar, tebrik kartı yazma yerine telefon açmayı, cep telefonu ile mesaj geçmeyi ya da internet kuruluşlarınca hazırlanan elektronik kartları göndermeyi tercih ediyor.




İLETİŞİM NEDİR ?

İletişim temelde bir ileti (mesaj) göndermedir. Ama iletişim çok geniş bir anlam taşır. İletişim yaşama dair herşeydir; bilgi yaymadır, görüş bildirmedir, bir bakıştır, mimiklerdir, yüzyüze konuşmadır, kültürdür, düşünce paylaşımıdır, giyiniş tarzıdır. İletişim çok hızlı gelişen ve sürekli yenilenen bir bilim dalıdır, yaşama sürecedir, hayatın anlamıdır. İletişim insanlar arasında etkileşimi ve bilgi akışını sağlar. Bu yüzden insan hayatının en önemli unsurlarından biridir. İletişim, insanların fiziksel ve sosyolojik ihtiyaçlarını karşılamasını sağlar.

İLETİŞİMİN ÇEŞİTLERİ

İletişimin iki çeşidi vardır; yüzyüze iletişim, yüzyüze olmayan iletişim.

YÜZ YÜZE İLETİŞİM 

Bu iletişim çeşidin de anında tepki verme yani geribildirimde bulunma olanağı vardır. İletişim kuran taraflar arasındaki etkileşim aynı anda, o süreç yaşanırken gerçekleşmelidir. Yüzyüze iletişim inandırıcılığı arttırır ve anında cevap verme olanağı sağlar. Buna örnek olarak iki yada daha fazla kişinin sohbet etmesini, verilen bir konferansı, sınıfta anlatılan dersi, bir iş toplantısını örnek olarak verebiliriz. Bu iletişimin temeli anında cevap vermeye dayalı olduğu için telefon, telsiz konuşması hatta internet üzerinden yapılan chat yüzyüze iletişim sayılır. Önemli olan kullanılan aracın anında geribildirimde bulunmasına olanak sağlıyor olmasıdır.

YÜZ YÜZE OLMAYAN İLETİŞİM 

Bu iletişim çeşidi kitle iletişim araçları kullanılarak yapılan iletişim çeşididir. Bu yüzden üç şekilde olmaktadır; fotoğraflı ve yazılı iletişim (gazeteler, dergiler v.b), sözlü iletişim (radyo), hem sesli hem de görüntülü iletişim (ty, sinema v.b.) yüzyüze olmayan iletişimdir. Bu örneklere müzik CD’ leri, plaklar, kasetler, ses kayıtları, tv, sinema filmleri, Video Cd’ ler gibi diğer araçları ekleyebiliriz.

Türkiye’ye İletişim Alanında Yansımalar ve Sonuçları

Osmanlı İmparatorluğu Batı’daki gelişmelerin dışında kalmıştır. İletişim alanında geleneksel yapısı Tanzimat dönemine kadar önemli bir değişime uğramadan da korunmuş ve hiç bir iletişim olanağından yararlanılmamıştır. Matbaa ancak 1727’de kurulmuş, ama hiç bir zaman bilginin yayılma aracı olamamıştır. İlk gazeteler 1795 yılından itibaren Fransızlar tarafından Fransızca olarak yayınlanmış, Osmanlı aydınlarının 19. yüzyıldan itibaren halka ulaşmada büyük umut bağladıkları gazetecilik, devletin sıkı denetimi altında gelişememiştir. Geciken ve yetersiz kalan eğitim reformları, 19. yüzyıl sonlarında ciddi boyutlara ulaşan İmparatorluğun parçalanma tehlikesi, uzun süren savaşlar modernleşme girişimlerinin kısıtlı kalmasına yol açmıştır. İletişim alanındaki teknolojik gelişmelerin matbaa dışında yakından izlendiği söylenebilir. Telgraf bunun bir örneğidir. 19. yüzyıl ortalarında Kırım Savaşı sırasında kullanılmaya başlanmış ve hızla yaygınlaştırılmıştır. Ancak bu, basının gereksinim duyduğu haberlerin hızla yayılmasından çok, merkezden yapılan siyasal denetim olanaklarını güçlendirmeye yaramıştır. Gazetecilik 20. yüzyılın başında özgürlük ortamı içinde gelişmeyi umud ederken, birbiri ardına gelen savaşlar yüzünden etkili olamamıştır.

Cumhuriyet yönetimi de Anadolu Ajansı ve radyo alışılagelenden farklı -özel- bir yapıya kavuşturulmaya çalışılmışsa da uygulama başarısızlıkla sona ermiştir. Yazılı basın tek parti yönetiminde yasal ve idari sınırlamalardan şikayetini sürdürmüştür. Çok partili siyasal yaşamın bu sorunları çözmesi umud edilirken, ekonomik kalkınma ve demokrasinin yaygınlaşması sorunları çözülemeyince, iletişim araçlarına Sıcak bakılamamıştır.

Türkiye 20. yüzyılın son 20 yılında Batı dünyasına karşı izlediği yakınlık politikalarının bir sonucu olarak Batı’da geliştirilen teknolojik yenilikleri, önerilen doğrultuda ülkeye aktarma, kullanma politikası gütmüştür. Radyo televizyon yayıncılığında kamu yayın tekeline son verilmesi, ticari radyo ve televizyon kanallarının çoğalması kitle iletişim araçlarının önemli ve etkili olduğu konusundaki kanıların güçlenmesine yol açmışlardır. Dördüncü gücün bazen ötekilerden daha güçlü olduğu konusundaki kanılar yaygınlaşmaktadır.

Bu gelişmelerin iletişim konusundaki bilgi birikimini etkilediğine kuşku yoktur. Cumhuriyet Türkiye’sinde tarih, sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk, felsefe, dilbilim, antropoloji, sosyal psikoloji, sanat ve arkeoloji çalışmalarının iletişim alanındaki bilgi birikimine katkısı, Batı’dakilerle karşılaştırıldığında, yok denecek kadar azdır. Bu katkı azlığı iletişim alanının gelişmesini doğrudan engellemese bile, zayıf kalmasına neden olmuştur. Çünkü hiç bir iletişim olgusu tek başına, öteki olay ve gelişmelerden yalıtılarak anlaşılamaz. İletişim her şeyden önce toplumsal bir süreçtir. Bu sürecin yapısı, işleyişi ve sonuçları, örneğin sosyoloji, tarih, kültürel antropoloji, dil bilimi, sosyal psikoloji ve siyasal ekonomi gibi alanların katkısı olmaksızın veya bu alanlara yönelmeksizin kısır kalır. Örneğin, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi toplumsal yapı araştırmaları iletişim sürecini anlamak için başvurulması zorunlu kaynaklardır. Tarih araştırmalarının önemi kendini burada gösterir. Tarih insan toplumlarının geçmişteki iletişim süreçleri hakkında bilgi vermeyebilir, ama geçmişteki toplum ve devlet yapılarını incelerken ya da herhangi bir dönemle ilgili bir olguyu aydınlatmaya çalışırken, dolaylı da olsa, iletişim süreçlerinin nasıl biçimlendiğini aydınlatabilir. Bu yüzden sadece özel bir tarih olarak iletişim tarihi değil, ama onu anlamlı kılacak uygarlık tarihinin bilinmesi önemlidir. Bu çerçevede tarihin iletişim alanına değerli katkıları vardır. Bir kere Osmanlı toplumunun genel nitelikleri hakkında ortaya koydukları iletişimin nereye yerleştiği konusunda sağlıklı görüşler geliştirmeye izin vermiştir. Son derece önemli çalışmalar (Adnan Adıvar, Niyazi Berkes) Osmanlı toplumunda sadece matbaanın gecikme nedenleri açıklamakla kalmamış, iletişimi yakından ilgilendiren toplumsal süreçlerin açıklanma yöntemleri konusunda da yol gösterici olmuştur. Tarih için söylenenler iletişim alanını anlamaya yardım eden bütün öteki bilimler için de geçerlidir. Her birinin kendi sorunsalı çerçevesinde iletişimden söz etmesi öğretici ve yararlıdır. Siyaset bilimi, kamuoyu ve siyasal düşünce araştırmaları ile (Nermin Abadan-Unat, Şerif Mardin), sosyoloji bazı monografileri ile (Mübeccel Kıray, Emre Kongar) iletişim alanını anlamaya yardım edecek bilgi birikimine katkıda bulunmuştur.




Bu katkılara rağmen iletişim gecikerek ve yavaş gelişmiştir. Oysa iletişim eğitimi ve araştırmaları çok önce, A.B.D.’deki çalışmalara yakın bir tarihte başlayabilirdi; çünkü bir gazetecilik okulunun kurulmasından söz edilmesi 1930 yılına gider. Tek parti yönetimi gazetecilerin de en az öğretmenler kadar eğitim görmesi gerektiğine inandığından, sorumlu yazıişleri müdürleri için lise ya da yüksekokul bitirme zorunluluğunu 1931 basın yasasına eklemişti. Bunun üzerine İstanbul Darülfununu bir gazetecilik okulu açmak için girişimlere başladıysa da basın yasasının eğitimle ilgili maddesi gazetecilerin girişimleriyle değiştirilince yüksekokul açılması düşüncesi terkedilmişti. Konu 1950 yılında bu kez gazetecilerin isteği üzerine tekrar gündeme geldi ve İstanbul’da iki yıllık eğitim veren bir Gazetecilik Enstitüsü kuruldu. Bu kurum gazetecilere diploma verme işlevi gören ilk meslek eğitim kurumu oldu, ama gazetecilikle ilgili bilimsel çalışmaların odağı haline gelemedi. Ancak 1965 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nun kurulmasıyla iletişim alanında akademik araştırma yapma olanağı ilk kez gerçekleşmiş oldu.

Eğitim ve araştırma kurumlarının kurulmasının gecikmesine paralel olarak, iletişim incelemeleri de çok sonralara ertelenmiştir. Gerçi, Türkiye’de iletişim alanına ilişkin ilk çalışma bir gazeteci tarafından (Ahmet Emin Yalman) A.B.D.’nin Colombia Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde yapılmıştır: The Development of Modern Turkey as Mesured by Its Press, (1914). Fakat, bir elli yıl kadar Türkiye’de iletişim araştırması yapılmamıştır. İletişimle ilgili araştırmalar Amerikalılar tarafından yapılmıştır. bunlardan ilki D. Lerner’in The Passing of Traditional Society (1958) isimli araştırmasıdır. Bunu takiben Princeton ve Yale Üniversitelerinin 1960’ın başlarında seri halinde çıkardıkları incelemelerde Türkiye’deki iletişim ve kalkınma da ele alınmış ve Japonya ile karşılaştırılmıştır (Pye, 1963; Frey, 1963; Ward &Rustow, 1964). İletişim konusunu da içeren çoğunlukla Amerikan kaynaklı araştırmalar devam etmiştir.

Türkiye’deki iletişim araştırmalarının bu durumunu açıklamak için genel koşulları gözden geçirmek gerekir.
1. Türkiye çağdaş iletişim teknolojilerinin üretim sürecinin dışında kalmış, her zaman kullanıcısı olmuştur. Hareketli harflerin kullanıldığı matbaayı önce Uygur Türklerinin geliştirmiş olması Anadolu Türkleri için teknolojik bir miras olmamıştır. Gutenberg matbaası bile toplumsal nedenlerle çok geç kullanılmıştır. Bugün uydu teknolojisinin için de benzer şeyler söylenebilir. Kullanımı için verilen siyasal karar olumlu bulunabilir, ama geçmişte benzer kararlar iletişim alanını gelişiminde sanıldığı kadar olumlu sonuç vermemiştir. Televizyon alıcıları üretilmekte, ama teknolojik gelişme sağlayacak araştırmalara rastlanmamaktadır. Teknolojinin üretilmediği bir toplumda, üretimle araştırma arasındaki bağın kurulması çok güçleşmektedir.

2. Türkiye’de izlenen politikalar ekonomik ve siyasal bağımsızlık anlayışını ortadan kaldırmış, dışa bağımlılığı güçlendirmiştir. Bu politika soru sormayı ve yaratıcılığı ortadan kaldırmaktadır. Ekonomide bağımlılık, siyaset ve bilimde de bağımlılığı arttırmaktadır. Düşünmek ve yaratmak yerine üretilmiş, paketlenmiş mallar/düşünceler tüketilmektedir.

3. Bağımlılık tereddütleri, ilkesizlikleri beraberinde getirmektedir. Önceden tartışılmış, belirlenmiş politikalar yerine anlık, değişken, tutarsız uygulamalar ön plana çıkmaktadır. Batı bloku içinde yer almak, A.B.D.’ye koşulsuz bağlılık gibi algılanıp uygulanınca, ülkede farklı düşünce ve uygulamalara izin verilmediği gibi, marjinal, aykırı görüşlerin mevcut siyasal, toplumsal sistemi düzeltmeye yardım edici öneri ve eleştirileri de geri plana itilmektedir. Türkiye için son derece önemli olabilecek Unesco’nun Uluslararası Yeni İletişim Düzeni tartışmalarına katılıp yararlanmak yerine, bu konuda hazırlanan Mac Bride raporunun Türkçe yayınlanmasının geciktirilmesi bile bu kafa karışıklığının sonucudur.

4. Sözü edilen politikalarla bağlantılı biçimde Türkiye’de siyasal iktidarlar bilgi üretim süreci karşısında hep kuşkucu olmuşlardır. Üretimle bütünleşmediği, bu nedenle başından itibaren denetlenemediği için, genel olarak bütün araştırmalar, ama özellikle toplumsal gelişme sürecini anlamaya yardım eden araştırmalar Türkiye’de siyasal iktidarların endişe kaynağı olmuş, bilim dünyasını ürküten sert müdahalelere yol açmıştır. Bu özellik bugün tamamen ortadan kalkmamıştır. Doğal olarak bilimsel merakı ve bu merakın giderilmesi yollarını arama çabalarınının gelişimini engellemektedir.

Sözü edilen koşullar iletişim araştırmalarını da etkilemektedir. Bugün iletişimin tarihi önemli katkılara rağmen – S. İskit, S. N. Gerçek, M. N. Özön, O. Koloğlu, U. Kocabaşoğlu, H. Topuz, N. Yazıcı, M. Tunçay, C. Koçak- yazılmayı beklemektedir. Biyografi son derece azdır. Mesleklerin gelişimi -A. Gevgilili, N. Demirkent, S. Turhan, A. Asna’nın yazdıklarına rağmen- ve örgütlenme sorunları yeterince bilinmemektedir. İletişim alanının ekonomisi, ilan, reklam ve dağıtım konuları ilgi beklemektedir.

İletişim araştırmaları Batı’nın entellektüel egemenliği altındadır. Batı’dan alınan reçeteler işleri kolaylaştırır gibi görünse de öğretici ve kalıcı çalışmaların yapılmasını engellemektedir. Kimse Batı’daki çalışmaların bilinmesine, izlenmesine hatta benzerlerinin yapılmasına karşı değildir. Ama sadece güvenilir, kanıtlanmış bulunduğu için Batı kalıplarının izlenmesi ülkenin iletişim sorunlarını anlamaya ve açıklamaya izin vermemektedir. Kuşkusuz referans noktası Batı olunca, her yeni kuşak için Batı’da en son çıkan, gelişen yaklaşımlar/yönelimler önemli hale gelmektedir. Bunların neden, hangi amaçla, nasıl geliştirildiği önemsenmeden sadece görünür sonuçlarının aktarılması Türkiye’deki akademik geleneğin kurtulması gereken önemli özelliklerinden biri olarak görünmektedir.

İletişim alanında yapılan çalışmaların dağınık ve analiz yapmaya izin vermediğini söylemek şaşırtıcı değildir. Tamamen kişisel ve koşullara bağlı olarak yapılan çalışmalar sayıca da az olduklarından Türkiye’de dönemsel ayrımlar yapmak güçtür. Son on yılın değişen ve gelişen iletişim ortamı bile merakları yeterince tahrik etmiş görünmemektedir.

İletişim araştırmaları konusunda her şeye rağmen umutlu olmayı gerektirecek bir gelişme vardır. Bu farklı birikimlere sahip araştırıcılar alana gösterdikleri ilgidir. Bunların yeni dünya ve Türkiye koşullarında özgün çalışma yapma zorunluluğunu duymaları araştırmaları geliştirebilecek önemli bir etken gibi görünmektedir. Bu süreç önümüzdeki yıllarda özel ve kamu sektörünün araştırmaya göstereceği ilgiyle beslenecektir. Bu ilgiyi kanıtlar gelişmeler henüz sınırlıdır, ama Türkiye’de iletişimin bugünkü kadar önemli hale geldiği başka dönem olmamıştı. Herkes farklı nedenlerle alana ilişkin bilgilerin gelişimine katkıda buunacaktır. Ancak o zaman Türkiye’de iletişim araştırmalarının içeriklerine ilişkin ilginç değerlendirmeler mümkün olabilecektir.

Sonuç

20. yüzyılın sonlarında devletler, şirketler ve bireyler yeni bir dünya düzenini beraberinde getiren değişim rüzgarına kapılmışlardır. 21. yüzyıla geldiğimizde iletişim ve bilişim alanında ortaya çıkan teknolojik devrimin temel dayanağını ve gücünü oluşturan değişimle birlikte özellikle globalleşme olgusu dünya ekonomisinde de bir yeniden yapılanmayı gerekli kılmıştır.

Çok uluslu şirketlerin ve bunların arkasındaki güçlü ekonomilerin hakim olduğu çağımızda dünya ekonomisi, uluslararasındaki büyük bir rekabet yarışına sahne olmaktadır. Piyasa ekonomisinin dünya geneline yayıldığı ve devletin ekonomideki rolü ve payının sınırlanması yönündeki eğilimlerin arttığı günümüzde, ekonominin itici gücünü bireyler oluşturmakta ve uluslar arası rekabet yarışında ancak, bireye yatırım yapan, bilgi yoğun sanayiye dayalı, sağlıklı bir iktisadi yapıya sahip olan ülkeler yer alabilmektedir.

Türkiye de; küreselleşme, bölgeselleşme ve mega rekabetin önem kazandığı günümüzde piyasa-devlet işbirliği içinde hızlı bir ihracata dayalı-sanayileşme hamlesini gerçekleştirmek; böylece uluslararası rekabet gücünü arttırmak zorundadır. Bunun içinse, öncelikle, devlet ve piyasanın ekonomideki işlevlerinin yeniden tanımlanması gereği açıktır.

Kaynakça
Akman, Vedat (Der.), Gelecek Yüzyılın Gündemi, İstanbul: Rota Yayınları, Şubat 1999.
Aktan, Coşkun Can, Türkiye Dünyanın Neresinde? 1999, EGİAD Yayını, Ankara: Tükelmat A.Ş., 1999.
Aktan, Coşkun Can; Hüseyin Şen, Globalleşme, Ekonomik Kriz ve Türkiye 1999

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN