DOLAR 17,2214 1.41%
EURO 17,5386 0.33%
ALTIN 961,71-0,10
BITCOIN 3461274,94%
Adana
29°

AZ BULUTLU

20:47

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Tevfik Fikret’in Önce Hıristiyan Sonra Papaz, Sonra da Piskopos Olan Oğlu
1322 okunma

Tevfik Fikret’in Önce Hıristiyan Sonra Papaz, Sonra da Piskopos Olan Oğlu

ABONE OL
15 Ağustos 2015 12:56
Tevfik Fikret’in Önce Hıristiyan Sonra Papaz, Sonra da Piskopos Olan Oğlu
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Tevfik Fikret’in 1895 yılında doğan oğlu Halûk daha üç yaşında iken Fikret’in şiirine girmiştir:

Sen Halûk’um o nazlı maşukum
Sizi bir an tahattur etmeyecek
Hangi mel’un, o ben mi yavrucuğum?

Evet, Fikret’in bir an hatırından çıkarmadığı ve Türk gençliğine bir örnek olması için üzerinde titizlikle durduğu oğlu Halûk yanlış terbiye uygulamasının pek acı ve ibretli bir dersidir.
T. Fikret oğlunu 1909 yılında, Sirkeci’den trene bindirir, yolcu eder. Halûk İskoçya’ya mühendislik öğrenmeye gidecektir. Bu “şetaretli yolcu, tembellikten kurtulacak, atılacak, bir ziya (ışık) kervanı bulup girecek, fikir – kâinatını dolaşacak, sanat ve fen namına ne bulursa alıp getirecektir. Bol bol ziya kucaklayıp getirecektir.”
“Halûk’un Vedaı” şiirinde Fikret, oğlunu gönderiş sebeplerini açıklar:

…..
Ey şetaretli yolcu, sen yürü geç.
Sen bu merhalede kalma, sıçra, atıl!
Bir ziya kârbânı bul ve katıl
Gez, dolaş kâinatı efkârı.
Dâima önde, dâima yukarı!
Bu tehâluk hayât u kuvvetden
Ne bulursan bırakma: San’at fenn,
İ’timad, i’tina, cesaret, ümid,
Hepsi lâzım bu yurda hepsi müfid.
…..
Bize bol bol ziya kucakla getir;
Düşmek etrafı görmemektendir

Fikret, bu düşüncelerini oğlunu yollarken de söylemiş, daha sonra yazdığı mektuplarla te’kiden bildirmiştir. Ne var ki, Halûk’un ondan aldığı ve derinden derine tesirinde kaldığı fikirler, bu fikirler değildir.
“Milletim nev’i beşer, vatanım rûy-i zemin:
Kitabım sahn-ı tabiat kitabı; din-i hak, bence din-i hayat

diyen Fikret’in tesirindedir, Halûk… Böyle esassız ve temelsiz fikirler O’nu bağlamaya yetmemiş, hakikati öğretilmeyen dininin zahiri boyunduruğundan boşanarak, Hıristiyanlığa sığınmıştır.
Fikret belki bu neticeyi beklememiş, ummamıştır. Fakat verdiği terbiyenin en müspet neticesi Halûk’un Hıristiyan oluşu idi. Çünkü bu tarz bir vatansızlık, milletsizlik ve kitapsızlık fikriyatının daha menfî neticeleri de vardır ki, bugün kıpkızıl bir anarşizm halinde hortlamış ve milli bütünlüğümüzü, mukaddesatımızı tehdit eder olmuştur.
1947’de yazdığı bir mektubunda Halûk şöyle diyor : “Bu memlekete — Amerika’ya — 1913 Ağustosunda Michigan Üniversitesi’nde mühendislik eğitimin devam etmek üzere geldiğim vakit, mezun olduktan sonra Türkiye’ye dönmeyeceğimi ne babam tahmin ediyordu, ne de ben düşünüyordum.”
İşte hesapta olmayan, bu vatandan ayrılış, emsaline rastlanmayacak bir acayip değişikliğe sebep oldu. Halûk, önce Hıristiyan, sonra papaz ve daha sonra piskoposluğa kadar yükselir. Fikret’in idealindeki Türk genci Halûk, bu hazin sona, bu topyekûn değişmeye nasıl uğradı? Pek tabiidir ki, babasının ve aile ocağının tesiri dışında bir Halûk düşünülemez. Bin bir ihtimamla yetiştirilip gönderilen gencecik bir adamın üzerine titrenen ve bir sembol yapılmak istenen Halûk’un akıbetinde; babasının inkâr kokan, İslâmiyet’ten gittikçe uzaklaşan fikir ve hayatının derin tesirleri olduğu muhakkaktır. O’nun ter-ü taze kalp ve kafasına, muzır neticeler doğuracak fikirler, babası tarafından ekilmeseydi, gereken imân ve ahlâk esasları benimsetilmiş bulunsaydı, herhalde babasını suçlamak haksızlık olurdu
Halûk o türlü değişmiştir ki, babasıyla ilgili bilgi ve hatıralarını soran bir mektubu, önemli hiç bir şey hatırlamadığım söylemekle cevaplamıştır. Belki de hatırlamıyor değil, hatırlamak istemeyecek kadar başkalaşmış, vatanına ve baba ocağına yabancılaşmış bulunuyordu. Halûk piskoposluğunu o kadar benimsemiştir ki, Müslüman geçmişini anmak bile istememektedir.
Böylece, Fikret hakkında:
“Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder” diyen Akif’i de yalancı çıkarmamış oldu. Kendisi Robert Kolej’de bu hizmeti görürken, oğlu dolaylı olarak zangoçluk etmeye razı olmamış, işin tam manasıyla içine girmeyi tercih etmiştir.
Tekrar belirtmek isteriz ki, Halûk’un papaz oluşunda eğer Tevfik Fikret’in takip ettiği yanlış terbiye tarzının tesiri olmasaydı; bir baba olarak O’nu suçlamak hatırımızdan geçmezdi. Çünkü dinimizin bize verdiği sağlam ölçüler, herkesi kendi fiilinden sorumlu tutmakta; ne çocuğunu babası için, ne de babasını çocuğu için itham etmek, hoş görülmemektedir.
Bu mevzuda sabit olmuş, önemli bir hakikat da şudur: Hiç bir Müslüman, selim bir akıl ve sağlam düşünce neticesi Hıristiyan olmamıştır. Hemen de istinasız bir hüküm olan bu hakikati, Halûk’un hareketi ile de sarsılmış sayamayacağımız açıktır. Çünkü O’nun kalp ve kafası doğru İslâmiyet’ten tamamen ha habersiz ve cahil bırakılmıştır. Dolayısıyla Müslüman çıkıp Hıristiyan olmuş değil, içine atıldığı fikri ve imani buhrandan kurtuluşu Hıristiyan olmakta, yani öğretilen ve yaşanışı gösterilen bir dine girmekte bulmuştur.
Halûk Fikret ölmüştür ama O’nun Hıristiyan taşıyan çocukları yaşıyor. Sanki dedeleri gibi müslüman olmaktansa, iyi bir Hıristiyan olmayı seçmenin ha iyi olacağını göstermek istercesine… Kim bilir, belki de kan aslına çekmiş, büyükbabalarının ailesi tekrar Hıristiyan olmayı tercih etmişlerdir. Büyükbabalarının şiirleriyle beslenerek her inanç ve imanın karşısına çıkan anarşistler vardır bugün ülkemizde münistler vardır, öyle olmaktansa, bozulmuş, tahrif edilmiş bir dine bile inanmak daha iyi değil midir?


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.