Tiyatro – Vicdan

Tiyatro – Vicdan

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

Oyuncular :

Prof. Dr. Vicdan Han

Öğrenci temsilcisi Gülay

Öğrenci Mustafa

Öğrenci Fatma

Öğrenci Ayşe

Öğrenci Cemil

Öğrenci Ali

Öğrenci Hatice

Öğrenci Abbas

Öğrenci Nuran

Diğer öğrenciler

Komiser Hasan

Polis memurları

 

(Hayat Üniversitesi, Vicdan Bölümü, Birinci sınıf)

 

Birinci perde

 

Geriden gelen «Hiçbir şeyi devirmeden dolabının yanından geç… Masa üzerindeki kitaplarına dokun… Odalarında gezin… Pencerelerini aç… Güneşin aydınlattıklarına bak… Geçmişini incele, çocukluğunu ara, kabristana bıraktıklarını hatırla!

İnsan kimliğine yüklediğin günahları düşün!

Onaramadığın kâlpleri, ulaşamadığın  alanları, giremediğin yerleri aklından geçir. Küçüğü olmayan büyüklerle, büyüğü olmayan küçükler arasındaki ilişkileri tespit et!» sözleriyle perde açılır

 

(Bir salon, ekran, öğretmen masası, masa üzerinde kitaplar, kalemlik vs.

Ney sesi duyulur. Salon yavaş yavaş aydınlanır. Öğretmen ve öğrenciler sınıfta otururlarken görünür)

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Arkadaşlar bu sabah dershaneye geldiğim zaman masalar, sandalyeler toz içerisinde idi. Öğrencilerimi tozlu bir yerde bırakamazdım. Bu sebeple kendi ellerimle temizledim. Ve üniversitemiz yöneticilerine de her gün düzenli bir şekilde temizlenmesi talebinde bulundum. Bir baktım ki önemli eksikler vardı. Oğluma telefon açarak bizim evden derhal getirmesini istedim. Size soruyorum : Bu iki eksikliği söyleyebilir misiniz?

 

Öğrenciler hepsi birden : 

«Atatürk resmi ve Türk Bayrağı», öğretmenim!

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Atatürk ve Türk Bayrağı Türk Milletini ve bağımsızlığımızı temsil etmektedir. Milletimiz devletimizin beyni, Atatürk ise kâlbidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu iki ana unsurla varlığını sürdürmektedir.

1927 yılında Mısır’da dünyanın en büyük yurtseveri kimdir şeklinde yapılan bir anket sonucunda Mustafa Kemal Atatürk dünyanın en büyük yurt severi seçildi. Dünya insanı bu gerçeği biliyor.

Sizi duyarlılığınızdan dolayı kutluyorum. Üniversitemizin vicdan bölümüne hoş geldiniz.  Ben Prof. Dr. Vicdan Han… Niğde’nin Bor ilçesinde doğmuşum. Babamı küçükken kaybettim. Annem ve vicdanlı akrabalarımın yakın ilgileriyle bugünlere geldim.

Arkadaşlar, bugünden itibaren Üniversitemizin Vicdan bölümünde, vicdan derslerini birlikte yürüteceğiz.

 

Öğrenci temsilcisi Gülay : 

Değerli büyüğüm, izninizle size öğretmenim diye hitap etmek istiyorum. Biz günümüzde vicdan konusundan kaynaklanan sorunların, olumsuzlukların,  kargaşalıkların, engellerin, kuşatmaların içerisinde bireysel haklarımızı, ülkemizin çıkarlarını savunabilecek vicdanlı bireyler olabilmek için okulumuzun vicdan bölümünü seçtik. Emperyalizmin yayılmacı ve işgalci projeleri karşısında, varlığımızı, toprak bütünlüğümüzü, ülkemizi,  sağlığımızı korumak, bu arada iyi bir eğitimle geleceğimizi şekillendirmek istiyoruz.

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Bilen ve seçkin insan olma yolu elbette eğitimden geçer. Tercihlerimiz sadece çıkarlarımız için olursa bencilleşiriz. Hayatın içinde alacağımız görevler ve sorumluluklar için, iletişimde, insanlarla ilişkide, hizmette, değerlere saygılı olmada, inancımızı mükemmelleştirmede, ülkemizi ve dünyayı tanımada vicdan konusunun ne derece önemli olduğunu birlikte irdeleyeceğiz.

Vicdan, birçok dinde, birçok felsefî akımda ve mistisizmde üzerinde durulan önemli kavramlardan biridir.

Çağdaş toplumlarda bilgiye, kültüre, akla, inanca, zenginliğe, gelişmişliğe, hoşgörüye bağlı olarak kâlplerde ve düsüncelerde vicdan anlam kazanır. Ülkelerin yönetimlerinde, ilkelerin, ülkülerin belirlenmesinde, iletişimde, insanî ve medenî ilişkilerde, aile hayatında vicdanın etkisi oldukça önemlidir.

Sözlük anlamıyla vicdan; yanlış ve doğrunun ne olduğunu bildiren  ya da sınırlarını ve kapsamını belirleyen duygu, içsel ses. Davranışlarımızın ahlakça değerli olup olmadığı hakkında yapmayı ya da yapmamayı öğütleyen öznel şuur… Uyararak, suçlayarak, kınayarak, yargılayarak,  sorgulayarak, onaylayarak, sınırlayarak, ölçülendirerek, tartarak, belirginleştirerek kötüyü iyiden, yanlışı doğrudan, çirkini güzelden, haksızı haklıdan ayırarak  kendine özgü bir biçimde yaşam ve eylemlerimize etki eden, yön veren yetenek ya da iç-güçdür. Öz olarak vicdan, insanı insan yapan bilgiye, görgüye, merhamete, ölçüye, adalete, inanca, ahlâka, onura ve güzel duygulara dayanan bir yetenektir.

 

Öğrenci Mustafa : 

Öğretmenim, kısaca bizi yücelten, bir başka ifadeyle mükemmelleştiren bir olgu ya da iç güç şeklinde ifade edebilir miyiz?  Konuyu biraz daha ileriye götürerek vicdanı vatan sevgisiyle nasıl ilişkilendirebiliriz?

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

İki yüzlülük, farklı kişilikler sergilemek, mükemmel olma yerine mükemmel görünme saplantıları vicdanlı olmaya engel davranış biçimleridir.  Yeteneklerin geliştirilmesi, iç gücün kontrol altına alınması eğitimle, bilgiyle, inançla, kültürle, temiz kâlple gerçekleşir. Akıl, toplumun denetleyici güçleri, kanunlar, bilgi ve inanç değerleri vicdanı olumlu yönde etkilerler.

Peygamberimizin (S.A.) «Vatan sevgisi imandandır» sözü, içinde bir çok güzelliği yansıtmaktadır. Aksine, tarihe ters düşmek, vatanseverliği, milliyetçiliği, ulusalcılığı suçlamak inançlı insanların işi olamaz; Bu bir vicdansızlıktır. Bu bir imansızlıktır. Amerika’yı seveceksiniz, Amerika’yı öveceksiniz, Türkiye’yi sevenleri, Türk Milletini içinde barındırdıklarıyla, Çerkez, Kürt, Lâz, Gürcü, Türk, Türkmen ayırımı yapmadan bağırlarına basanları, kucaklayanları,  milliyetçileri, ulusalcıları ırkçılıkla suçlayacaksınız. Bu tavır Peygamberimize ters düşme, İslam prensiplerini ve ALLAH’ın (C.C.) emirlerini reddetmek demektir. Bu konuyu daha belirgin olarak şu şekilde açıklayabiliriz : İmanlı insan vicdanlıdır. Vicdanlı insan vatanseverdir.

 

Öğrenci Mustafa : 

«Vicdan azabı, vicdansız, toplum vicdanı, vicdanın sızlamadı mı?» gibi ifadeleri sık sık duyuyoruz.

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Arkadaşlar duyduklarımıza değil, yaşanılanlara bakmalıyız. Çelişkiler, çarpıklıklar, partizanlıklar, yozlaşmalar, emperyalist müdahaleler, saplantılar, dışa bağımlılıklar, kültür savaşları ne yazık ki, insanları güzele, doğruya, iyiye değil, felâketlere sürüklüyorlar! Vicdan azabı, vicdansızlık, toplum vicdanı gibi kavramlarla bizi karşılaştıran olguların kaynaklarına bakmalıyız. Ani kararlar, şuursuz müdahaleler, öfke, kin, düşmanlık gibi insanî olmayan saplantılar bizi sonuçta vicdan azabı duyabileceğimiz davranışlara iterler. Bizi şerre, kötülüğe, olumsuzluklara sürükleyen iç ve dış etkenler de bu konuda etkileyici olarak iç dünyamıza yerleşirler.   Çevremizdeki bu yöndeki örneklemeler, korkuya sürükleyen, endişeyi artıran gelişmeler huzurumuzu yok ediyorlar! Bilim adamlarının etkisizleştirilmeleriyle de refah toplumu olma yerine, endişe toplumu olmaya başlıyoruz. Yani uyarıcı, düzenleyici, problem giderici, eğitici, ıslah edici unsurlar yok edilerek hapishanelerin, hastanelerin,  icra dairelerinin, mahkemelerin ve suç işleyenlerin, kötülük ya da haksızlık yapanların sayıları artırılıyor. İnançtan, imandan ahlâktan söz edemez hâle getiriliyoruz!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  SOPA…

Vicdansızlık bir insanı kuşattı mı, korku, endişe (kuşku, kaygı), artar. Vicdansızlık, adaleti,  barışı  kardeşliği, dostluğu, yardımlaşmayı, kaynaşmayı ortadan kaldırır. Bir doğruyu, bir güzeli, bir gerçeği, bir iyiyi  çarpıtma, gizleme ve tersine çevirme gayretleri vicdan sapmalarıdır.

Bilimsel, zihinsel, psikolojik ve dinsel üstünlükleri olmayan yöneticiler vicdanlarıyla hükmedemezler.

Cenab-ı  ALLAH (C.C.) Bakara Sûresi’nin 17. âyetinde :  Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır;  (artık hiçbir şeyi) görmezler.

Bu surenin 27. âyetinde :  Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın, ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.

Aynı sûrenin 42. Âyetinde de : “Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.” şeklinde bize buyurulmaktadır.

Bakara Sûresinin diğer ayetlerine de bakalım :

  1. âyette de zalimlerden söz edilmektedir :  Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz,  yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.
  2. âyet :  O gibilere «Allah’tan kork!» denilince işlediği günahlar sebebiyle benlik ve gurur kendisini yakalar (da daha çok günah işler). Ceza ve azap olarak ona cehennem yetişir. Ne kötü yataktır o!

 

Öğrenci Fatma :

Öğretmenim, ben iki konunun aydınlatılmasını istiyorum. Birincisi, biraz evvel « Bizi şerre, kötülüğe, olumsuzluklara sürükleyen iç ve dış etkenlerden bahsetmiştiniz. Bu etkenleri daha açık ifade edebilir misiniz?

İkinci konu ise, «geçenlerde “zalim” sözcüğünü incelerken  acımasız, gaddar, merhametsiz, kıyıcı, haksız davranmaktan, insan hayatına son vermekten, işkence yapmaktan ve zulmetmekten zevk alanlar şeklinde bir tarif yapmaya çalıştım. Zalimle vicdansızı eş anlamlı olarak kullanabilir miyiz?

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Arkadaşlar iç ve dış etkenler konusu oldukça geniş bir kapsama sahiptir. Bir ülkeyi yönetenlerin gafletleri, bilgisizlileri, dışa bağımlılıkları, millî ve manevî unsurlara düşmanlıkları, dolayısıyla milliyetçi ve vatansever olmamalarından kaynaklanan olumsuzlukları iç etkenleri oluşturur. Böyle yöneticiler dış etkenlerin ülke içerisindeki tahribatlarına, kötülüklerine izin verirler, toplumu dışardan gelecek olumsuzluklara karşı hazırlama, tedbir alma yoluna girmezler. Günlük kirli siyaset, hassasiyetlerin budanmasına, yozlaşmalara, çirkin olaylara, cinayetlere, teröre, aile parçalanmalarına giden bir döneme kapı aralarlar. Aksine toplum bu vicdansız, bilgisiz, art niyetli kişilerin istismarlarıyla uyuşturulur, kendilerine yapılan ya da yapılacak kötülükleri farkedemeyecek hâle dönüştürülür. İnsanlar kendi şehitleriyle değil ülkelerine gelen bir Amerikalı kadının ölüm haberleriyle ilgilenmeye başlarlar. Millet kendi yüceliğini bir kenara atar, Amerika’nın üstünlüğünü kabullendiğinı yansıtan davranışların içerisine girer. Aşağılık kompleksi toplumu içeriden içeriye eritir.

Katiller kahramanlar gibi karşılanır, kahramanlar da katiller gibi hapsedilirler. 30 ya da 40 bin kişinin katillerinin dindar oldukları vurgulanır, toplum yanlış, kasıtlı bilgilerle yanıltılarak teröristler sevimli halde gösterilir. Dış güçlerin emir ve talimatlarıyla bu görüntülere maşalık yapanlar, vatansever de, vicdanlı da olamazlar. Toplum bu tür senaryolara aldandığı zaman şehitleriyle birlikte toprağa gömülürler!

Vicdansızlık içsel kuralların yitirilmesi, ihtirasların sınırsızlaştırılması, kabalıkların normalleştirilmesi, kötülüklerin yaygınlaştırılması, dostlukların hiçe sayılması, insanlığın eritilmesi ve adaletsizliklerin diretilmesi gibi olumsuzlukları içerir. Elbette vicdansız bir kişi zalimdir. Zalim bir kişi de vicdansızdır.

Vicdansızlaşarak Müslümanlaşılamaz! İnsanî kavramları içselleştirmeyenler ya da vicdansızlığı ve zulmü alışkanlık haline dönüştürenlerin Allah’tan korkuları, kuldan utanmaları söz konusu olamaz.  Zalimler, başkalarının malına mülküne, namusuna, hukukuna ve özgürlüğüne saldırmaktan da çekinmezler.

Öfke, kızgınlık, kin, garez, intikam duygusu, çıkar tutkusu, bencillik, haset (Allah’ın takdirine inanmama), şuursuz tepki,  inançsızlık vicdansızlıkların tetikçilerindendir.

 

Öğrenci Mustafa : 

«Vicdan – ahlâk», «vicdan – yetenek», «vicdan – görgü» ilişkileri açısından vicdansızlığı nasıl açıklayabiliriz?

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Kişinin denetlenmemiş niyeti, kontrolsüz davranışları ahlâkını da ahlâkî değerlerini de olumsuz etkiler. İçinde bulundukları çelişkili hâller onları temel insanî kurallardan, inanca ait değerlerden koparır,  toplumsal tepkilerden çekinmez hâle getirir. Bu anlamda vicdansızlık ahlaksızlığı oluşturur, yeteneği olumsuzluğa dönüştürür, görgüyü ortadan kaldırır, kınanılacağını, cezalandırılacağını ve ayıplanacağını düşündürmez. Bencillik ve anlayışsızlıklar gelişir, karşısındakilere yapılan kötülükler önemsenmez.

 

Öğrenci Fatma :

Hırsların vicdanı doğrudan etkileyebileceğini söyleyebilir miyiz? Biraz önce tarihe ters düşenlerden de bahsettiniz. Bu konuyu vicdanla nasıl  açıklayabiliriz?

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

«Öfke, kızgınlık, kin, garez, intikam duygusu, çıkar tutkusu, bencillik, haset (Allah’ın takdirine inanmama), şuursuz tepki,  inançsızlık vicdansızlıkların tetikçilerindendir.» demiştim. Hırslar, tutkular, kontrol altına alınamayan alışkanlıklar, aşağılık kompleksi, kendilerini güçlü gösterme ihtirasları, her şeyi elde etme düşkünlükleri kişileri vicdansızlıklara ve kuralsızlıklara iter.

Bor’da görev yapan Hazine Avukatı Ayhan Baran Hanımefendi (resmini gösterir) bana Atatürk’le geçen bir hatırasını nakletmişti. 1934 yılının Şubat ayında, Atatürk Ortaanadolu gezisine çıkar.Hava çok soğuk. Tipi var. Yollar buz kesmiş. Asil Türk köylüsünü ve kentlisini bağrına basmak için şoförüne Bala üzerinden sür emri vermiştir.Ayhan Baran’ın babası Yozgat valisi Bekir Sami Bey bu konuda bir dostundan bilgi alır. Ve hemen kapanan, buzlu yolları açmak ve Atatürk’ün rahat geçmesi için jandarma ve jandarmaya ait araçlarla yola koyulur. Önce Yerköy, sonra Çiçekdağ üzerinden Kırşehir’e uzanan bir güzergâhta yolları açtırır. Baran Dağları eteklerinde de Atatürk’ün kara saplanan otomobili ile karşılaşır. Atatürk Yozgat valisi Bekir Sami Bey’den yolların açtırıldığını öğrenerek yoluna rahatça devam eder. (Atatürk’ün Yozgat valisi Bekir Sami Bey’e gönderdiği mektubu gösterir) Sonradan Atatürk Bekir Sami Bey’e Baran ismini verir (mektubu okur).   Ben o geziyi tümüyle size anlatmayacağım. Bu sırada Atatürk’ün yüzlerce koruması yok. Mütevazi, vatan ve millet için her türlü fedakârlığı yapabilecek bir yüreğe sahip. Ata binmesini, kılıç kuşanmasını bilen bir kahraman. Atatürk dindar bir ailenin çocuğu. Asıl ismi Mustafa, yani ailesi ona Peygamberimizin ismini lâyık görmüştür. Kur’an okumasını öğrenmekle kalmamış, ayrıca Kur’an’ı ezberleyerek hafız olmuştur. Bugün Atatürk’e dil uzatanlara bir bakın! Kendilerinin dinî hassasiyetleri adeta sıfır seviyesinde. Ata binmesini, konuşmasinı, beşerî kuralları dahi bilmiyorlar. Halkla ilişkileri yok derecesinde. Milletten korktuklari için koruma ordularıyla geziyorlar. Yûksek ücretlerle devlet kesesinden kendilerine aldıkları 4-5 uçakla dahi yetinmiyorlar.Denize para atar gibi israf yapıyorlar. Yaptıkları sağlam tek bir şey yok. Açtıkları tek bir fabrika yok! İşte tarihe ters düşenler bunlar. Bu sebeple insanları okuyabilmek için tarihi bilmek zorundayız. Partizanlaşmış gazeteler doğruyu ve gerçeği yazmıyorlar. Mertlik, efendilik, centilmenlik; fedakârlık  ve inanç kalplerden çıkarılmış. Gösteriş düşkünleri hava atarak yıllarımızı ve geleceğimizi katlediyorlar. Ülkemiz kötülük yaptıkça rahatlayan insanlar tarafından yönetiliyor! İşte vicdan terazisi iyi tartmaz, ölçülü olmaz, iyiyi kötüyü ayırt edemez hâle gelirse insanlar kendi başlarına nereye gittiğini bilmedikleri oylarla çoraplar örerler.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Emekli Zahit

 

Öğrenci Ayşe : 

Sözleriniz ışığında vicdansızlıkları «kural tanımazlıklar» olarak açıklayabilir miyiz?

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Vicdan insanın bütün duygu ve düşüncelerini, maksat ve niyetlerini adım adım izleyen, hiçbirisini kaçırmayan, ertelemeyen, hatır, gönül, hoşgörü, merhamet, dostluk, iltimas, kayırma gibi  duygulara girmeden, yargılayıp sorumluluğu takdir eden, her zaman diri duran bir uyarıcıdır.

Hukuku, adaleti, insanî kuralları davranışlarıyla, ilişkileriyle, yaşayışlarıyla benimsemeyenler, hata yapmaktan, insanları incitmekten, karşılarındakileri yaralamaktan, haksiz yere yargılamaktan onur kırmaktan, cezalandırmaktan, mağdur etmekten, aşağılamaktan çekinmezler.

İradesizlik bağımlılığı getirir.

Bağımsız olmayan bir insan da, maşa olarak kullanılan, suça itilen, hata yapabilen bir insandır. Vicdan bir ölçüdür. Ölçü dışına çıkanlar da kural tanımazlar! Vicdansızlıkların vurdumduymazlıklarla kökleştiğini de bilmek zorundayız.

Allah’ın yarattığı bir cana acı çektirtmek, iftira etmek, haksız yere tutuklatmak, tedavisini yaptırtmamak, eğitmemek, yanlış yola sevketmek, suç işletmek ve öldürmek nasıl bir zulümse, mala, eşyaya, kitaplara, ağaçlara, havaya, sulara,  doğaya, ülkeye veya ülkelere zarar vermek, devlet yetkilerini kötüye kullanmak, israf etmek de bir zulümdür. Bu zulmü yapanlara biz vicdansız  diyoruz!

En’am Sûresi, 135. âyette Cenab-ı ALLAH (C.C.) zalimler için ne diyor? : «De ki; Ey kavmim! Elinizden geleni yapın!  Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.»

 

Öğrenci Cemil :

Değerli Büyüğüm, biz iradelerimizi özgürleştirmeden vicdanlarımızı kontrol altına alabilir miyiz ? İç ve dış müdahaler altında kimlikleriini denetleyemeyenler, kişiliklerini belirginleştirebilirler mi ?

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Geçenlerde bir gazetede «vicdanlar uyanmalı» başlığını gördüm. Üzülerek bu isteğin muhatabının ülkemizde olmadığını ifade etmek zorundayım.

Ne yazık ki, emperyalistlerin kirli ayaklarını yüreklerimizin içlerine kadar attıkları artık gizlenmiyor.

Arkadaşlar günümüzde cezaevleri mahkemeleştırildi. Mahkemeler cezaevileştirilerek sorun ve acı üreten kurumlara dönüştürüldü. Millete vekil olduklarını söyleyen AKP’li yöneticiler Türk Milleti’ne iyice yabancılaştılar. Yabancı gazeteciler dahi AKP’li vahim görüntüleri endişeyle dünyaya duyurur hâle geldiler. Arkadaşlar mahkeme önlerinde insanlarımız kumlu tazyikli sularla, biber gazlarıyla, coplanarak cezalandırılıyor! İnsanlarımızı kucaklamak, adalet dağıtmak onların akıllarının ucundan bile geçmiyor! Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına aldıklarını söyleyen ve vatandaşlığı reddeden AKP yönetimini kınamak, hepimizin görevidir.

 

Öğrenci Ayşe : 

Sadece emperyalizm mi,  kapitalizmi de tehdit olarak görmemiz gerekmiyor mu?

 

Prof. Dr. Vicdan Hanım : 

Arkadaşlar aynanın önündeki emperyalizm ise, aynaya düşen görüntüsü kapitalizmdir. Bunun tam tersini de düşünebiliriz. Emperyalistler önce bütünü parçalarlar,sonra parçaları da birbirleriyle çatıştırırlar. Gerek emperyalizm, gerekse kapitalizm insan unsurunu yok sayarlar. Ahlâk, vicdan, adalet gibi önemli kavramlar dışlanır.

Bugün Türkiye 44 milyon icra dosyasıyla kötü yönetildiğini belgelerken, bu yönde yöneticileri; vicdan resimlerini, dışa bağımlılıklarının sonuçlarını aksettiriyorlar!

Tarih : 04.02.2013, Beyaz Televizyonunda bir haber yer aldı. Olay bir bayan öğretmenin başından geçiyor. O bir insan, o bir öğretmen, o bir devlet memuru, o ağır hasta, devletine güveniyor, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak derdine çare aramak için hastaneye başvuruyor. Onun o haliyle derhal acil serviste tedaviye alınması gerekirken, ona verilen cevap çok iğrenç : Randevunuz yok diye hastane yetkilileri onu kabul etmiyorlar. O an insanlık, vicdan sükut etmiş durumda. ALLAH korkusu, vatan sevgisi,  görev aşkı, sorumluluk, insan ve sağlık hakları, meslek onuru ve yemini ayaklar altına alınıyor. Burada emperyalizmi de, kapitalizmi de, materyalizmi de bütün siyah tonlarıyla karşınızda buluyorsunuz!

Olay hastane dışında öğretmeni boylu boyunca kuru, soğuk bir yere uzandırıyor. Öğretmen yetiştirdiği merhametsiz, vicdansız, düzenin evirip çevirdiği öğrencilerinin elleriyle kimsesizliğe terkediliyor… Ağlaması gereken politikacılar, yeni anayasa için televizyon televizyon dolaşarak propaganda peşindeler. Emperyalizme kulluk, kapitalizme taşeronluk yapanlar sadece seyrediyorlar! Hayatı adeta tiyatrolaştırdılar… Sanki yaşanmıyormuş gibi… Sizi önemsemeyen, yok sayan, ayaklar altına alan taşlaşmış yürekler vicdan taşır mı hiç? Size soruyorum, vicdansızlık türban için dil dökenleri İslam’ın dışına atmıyor mu? Hastane dışına atılan, o asil bayan öğretmen değil, bu bozuk düzeni oluşturanların kendileridir!

(Perde kapanır)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın