DOLAR 18,5561 0.25%
EURO 18,1602 -0.02%
ALTIN 995,230,76
BITCOIN 3625700,62%
Adana
27°

AÇIK

16:18

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Toplumsal Kirlenme
128 okunma

Toplumsal Kirlenme

ABONE OL
20 Ağustos 2022 19:28
Toplumsal Kirlenme
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

Günümüz tüketim toplumunun yarattığı insan örneği, çevresindeki varlıkları hızla tüketme sürecine girdiğinden beri, kendini de tüketme sürecine girmiştir. Doğal kaynakların tüketilmesiyle başlayan çevre kirlenmesinin yarattığı geleceğe yönelik güvensizlik, diğer bir deyişle yarın korkusu, insanların toplumsal ilişkilerinde de birtakım bozulmalara, çarpıklıklara neden olmaktadır. Çünkü çevresindeki fiziksel varlıkların tüketimi, özünde bencil olan insanı daha bir bencilleştirmekte, herkes herşeyi yalnızca kendisi için ister olmaktadır. Paylaşılan bir doğa kalmadıkça, insansı değerlerin de paylaşımı giderek daha da güçleşmekte, belki de olanaksızlaşmaktadır. Artık insanlar yitirdikleri doğanın ardından sorumluluk duymak yerine, kendilerine ne alabileceklerinin , ne çalabileceklerinin tasasını, endişesini duymaktadırlar. Böyle olunca daha çok elde etme, daha çok kazanma tutkusuyla atılan adımlar sonuçta insanlığı bencilliğe sürüklemektedir.

Bugün varsıl kırsal insanın traktörü; “imece” geleneğinin giderek unutulmasına neden olabilmekte ya da herkes kendine yöneldiğinden, insanlar zorda olanların koşullarına duyarsızlaşmaktadırlar. Toplumumuzda yayılan “bencillik” sayrılığı, giderek yeri geldiğinde övündüğümüz Anadolu geleneğimize özgü yardımlaşma duygumuzu köreltmekte, ilgisiz bir toplum örneğinin sergilenmesine, dolayısıyla da toplumsal kirlenme diyebileceğimiz bir ortamın doğmasına neden olmaktadır.

Bazılarının İslam felsefesine, bazılarının toplumcu değer yargılarına, büyük çoğunluğun da Anadolu geleneğine göndermede bulunduğu Türk toplumuna özgü insan ilişkileri giderek bozulmakta; konukseverlik, komşuluk yardımlaşması, toplumsal dayanışma gibi övünülesi özelliklerimiz, bencillik gibi yerinilesi yeni kişilik biçimlerine dönüşmektedir. Doğa yitirilirken , Türk halkına doğal özellikler de yitirilmekte, Batı’nın alınması gereken olumlu yanlarından önce, dayanışma geleneğimizi unutturan bencillik yanı örnek alınmaktadır.

Bireylerin ekonomik çıkarlarının, toplumsal çıkarların önüne geçmesi bu gözlemlerin yanılgı olmadığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Doğruluğu kimseye bırakmayan dinciler bile, Tanrı’ya yakarmayı yalnızca öbür dünya endişesiyle gerçekleştirmekte, yeri geldiğinde “namaz boynumun borcu, haram evimin harcı” diyebilmektedir. Çünkü ekonomik kazanç edinme tutkusu, her türlü değerin önüne geçebilmekte, dinsel değerleri çokça benimseyenlerle, belli dönemlerin komünistleri-toplumcuları bile yalnızca ekonomik çıkarları için biraraya gelebilmektedir.

Geçmişteki arkadaş toplantılarında konu edinilen “ülkeyi kurtarma” girişimleri, günümüzde “kendi ekonomilerini kurtarma” biçimine dönüşmektedir. Elbette geleceğini düşünmek tüm bireylerin en doğal hakkıdır, ama bu artık toplumun geleceğinin düşünülmemesi gerektiği anlamına gelmez. Dolayısıyla toplum yapımızdaki bu olumsuz yöndeki hızlı değişim , bir bakıma “toplumsal kirlenme” olarak tanımlanabilir ve çevre kirlenmesi bağlamında ele alınması da bir yanılgı sayılmamalıdır. Çünkü artık kendi türüyle bütünleşemeyen günümüz insanı, doğayla da bütünleşememekte, bunun bir sonucu olarak da toplumsal ve doğal geleceğimiz güvensiz bir sona girmektedir.

Bu kanıya nerden vardığım sorusuna ilişkin yanıtıma ve kanıtıma sıra gelince; şöyle bir bakalım yakın geçmişimize:
İşte Türk kamuoyunun büyük çoğunluğunun onay vermediği “nükleer santral” yapımı konusunu gündeme getirmek bir yana, AKP Hükümeti; “nükleer santral” yapımı için karar aldığını açıklamış, gösterilen tepkilere de hiç aldırmamıştı. Ardından yine halkın karşı çıkmasına aldırmayarak pek çok yere Termik Santrallar kurmuş ama Termik Santrallar nedeniyle soluk alamayan Soma ve benzeri yöre halklarının sorunlarına çözüm bulunmamıştı, bulunmuyor da… Ki zehirli dumanların solunduğu Manisa ve Soma’da Covid 19 salgını daha da artmış bugünlerde…

İşte Ulu Önderimiz Kemal ATATRÜK’ün; bu ulusun “efendisi” olarak tanımladığı “köylü”ye, AKEgemenler’in yaklaşımı ve yıllardır anılarımıza yerini koruyan şu “lan” ( daha geniş biçimiyle “ulan”) deyişi ve sorunlarından söz etmek isteyen köylüye “ananı da al git” sözleri… Oysa o köylü ki sana yetki vermiş “temsili demokrasi” gereği… O köylü ki; oylarıyla sana, kendi adına ülkesini yönetme görevi vermiş. Sen ki onun dertlerine, sorunlarına çözüm bulmak yerine; “lan/ulan” söylemiyle, bu ulusun “efendisi” köylüyü aşağılamaya kalkıyor AKP egemenleri…

Ve bir dönemin tarıma dayalı ekonomisiyle halkını doyuran köylünün elini, kolunu bağlayıp, tarım topraklarını çoraklaştırıp, yabanın mercimeğine, nohuduna, arpasına, buğdayına avuç açılıyor ne acıdır ki…

Yalnızca köylü değil; işçi, emekçi, emekli kan ağlıyor, aç yatıyor, onların sorunlarını görmüyor AKEgemenler, AKEfendiler; sanki bu köylünün, bu halkın içinde çıkmamışlar da, başka gezegenlerden gelmişler gibi… Sanki halk serf, köle ve onlar mavi kandan asiller… Sanki onlar ulaşılmaz ve de uzlaşılmaz efendiler… Sanki ülkenin kaynakları yalnızca onların kullanımına, Devlet’in temel unsuru, asıl sahibi halka da kırıntılar, artıklar…

Ve ola ki birisi yakınırsa bu durumdan; hemen softalar giriyor devreye “Yoksul insan, Allah’a ve Cenneti’ne yakın insan” açıklamalarıyla… Gerçi bu sözler doğru, hem de çok doğru, çünkü yoksul insan, düşük bağışıklık sistemiyle ölüme yakın insandır, dolayısıyla Allah’a ve Cennet’e yakın insandır. Ama her geçen gün ülkenin kaynaklarıyla daha da semiren, varsıllığına varsıllık katan, lüks içinde yaşayan ve Cennet’i bu dünyada, sağ ve sağlıklıyken yaşayan insan; acaba onlar kime yakındır?…
Allah’a ve Cennet’e yakın olmadıkları kesin hiç kuşkusuz !…

Üstelik acıma, paylaşma, yardımlaşma, komşusu açken, ben nasıl tok yatarım diye kaygılanma gibi duygu ve düşünceler de olmadığı belli onların değer yargıları arasında ki küresel salgından en çok yoksullar etkilenirken hem ülkemizde, hem de dünya genelinde…

Böyle bir düzende; gerçek anlamda AK ve PAK olabilmek, kalabilmek mümkün müdür ?…

Ve bu toplumsal kirlenmeyi arıtacak su, sabun, deterjan; var mıdır acaba?…


    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


    HIZLI YORUM YAP

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.