Transparan Yaşamlar

Transparan Yaşamlar

İnsanın başına ne gelirse meraktan diye başlar argonun/sokakçanın bir tekerlemesi…
Geçmişte meraklı gözler ve sözler izlemeye aldığında onları; öfke saçardı bu ülkenin halkı…
Ne oldu, ne değişti de bugün meraklı gözlere; nazlanmadan, kendi kendimize teslim olduk.
İşin gerçeği bir bakıma teşhirci yanımız, nispet yaparcasına üçüncü sayfa güzellerine; çırılçıplak soyunduk tinsel ve tensel gizemlerimizle şu sanal aleme…
Oysa nasıl da öfkelenirdik dile düştüğümüzde, düşürüldüğümüzde şu dedikoducu el aleme…
Ve artık fink atıyoruz sosyal medya ortamında; tüm gizemlerimizle, tüm sırlarımızla, dışa vurumcu kişiliklerimizi bazen de sokuyoruz zora, riske, kaos ortamına…
Günümüzde internet okur-yazarı olmak; sayki üniversite diploması, bir övünç kaynağı…
Sırlarımızı dökeceğimiz ortamları bizlere pazarlayanlarsa yemekteler kaymağı; Dünya varsıllar sıralamasında başa güreşmekteler…
Onların sunduğu olanaklarla büyük, küçük, ortanca tüm brother’lar ve sister’lar olarak gözetliyoruz birbirimizi formal ve informal biçimde neredeyse evrensel düzeyde…
Şeffaf, saydam, transparan pencerelerde tüm gözler…
Ve artık resimler; sevilenlerin, sevdiklerimizin resimleri/fotoğrafları cüzdandan değil, cepten çıkmakta…
Cep dediğin de giysininki değil, transparan yaşamın bir başka iletim aracı mobil telefonlar…
Dünün ayağı yalın, abası yamalı halkımızın çoğunluğu say ki annesinin karnından cep’le doğan nesil… Bakalım nereye kadar sürecek bu fasıl; saydam, şeffaf, transparan koşullarda ?…
Bu arada MOBESE kameralara da sunalım saygılar; karşılıklı dikizleme özgürlüklerimize duyduğumuz kaygılar eşliğinde…

O kadar yazdı George Orwell açılsın gözlerimiz diye şu BİNDOKUZ YÜZ SENSENDÖRT romanını…
Orwell’dan öncesinde de, Bentham; modern iktidarın anlaşılması bağlamında üşenmedi, oturdu yazdı PANOPTİKON adlı metni…Ardından Michel Foucault işledi aynı konuyu HAPİSHANENİN DOĞUŞU adlı çalışmasında…
Ve daha yakın bir zamanda PANOPTİKON:GÖZÜN İKTİDARI üzerine çok yazarlı bir kitap ve benzeri pek çok çalışma yapıldı, yazıldı, yayınlandı…Ama ne işe yaradı ?…
Big Brother bizi gözetliyor diyerek ağızlara sakız edildi ama onun düzeneği DEEP BLUE’ya kendi özgür istenciyle teslim oldu, bağlandı herkes. Paylaşılmadık gizlisi, saklısı, acısı, tatlısı kalmadı hiç kimsenin; ne varsa içinde döktü, ağlandı. Gönüllü bir katılımla, üstelik de para ödeyerek; WORLD WIDE WEB tutsak evinin bataklığına saplandı insanlık.
Teknolojik oyuncaklarıyla herkes bedenine de, benliğine de sanal prangalar taktı…Kim nerede ?…Ne yapıyor ?…Ne diyor?…Kimseler sormasa da herkes kendiliğinden söylüyor…Herkes her şeyi biliyor… İşte bu nedenle mevkufuz DEEP BLUE adlı sanal gözün iktidarına, ağa takılan sinekler gibi…
Marquis de Sade yaşasaydı eğer ne söylerdi günümüzün insanına ?…Bizler gibi kendini gözetleyene gönüllü olarak tutsak olana; çağdaş mazoşit mi acı-sever mi, eziyet-sever mi ?… Ne derdi acaba değerli Üstad bu gönüllü, ama usdışı tutsaklık durumuna?…

Bu tutsaklığımız sürdükçe de; usumuza düşeni yazıyoruz, sanal kamusal alana, gerçek kamusal alanda söyleyemediklerimizi veryansın ediyoruz, sözlerimiz elbette ki anlayanlara…
Neler demiyoruz ki ya da ben neler yazmıyorum ki?…

İDEOLOJİMİZ NE KEMALİZM, NE MARKSİZM…BİZİM İÇİN TEK YOL MAGAZİNİZM…

ÇÜNKÜ MAGAZİN DEMEK; SİYASET DEMEK, EKONOMİ DEMEK… MAGAZİN DEMEK; EBRU GÜNDEŞ DEMEK, KOCASI REZA DEMEK

MAGAZİNİZM İDEOLOJİSİ BİZE TANITMASAYDI EBRU GÜNDEŞ’İ; BİZ NASIL ÇÖZÜMLEYEBİLECEKTİK BU ÜLKEDEKİ SİYASAL VE EKONOMİK YAPIYI ?

YOK OLAN İDEOLOJİLERİN KARŞISINDA, YÜKSELEN DEĞERLERİN TEMSİCİSİ, İDEOLOGU… ya da MAGAZİNİZMİN DORUĞU… SİYASAL GÜNDEMİ BELİRLER EBRU

SİYASETİ VE EKONOMİYİ BELİRLEYEN, YÖNLENDİREN, OLUMLU VE OLUMSUZ DIŞSALLIKLAR YAYAN BİR DÜŞÜNCENİN TEMSİLCİSİ OLARAK EN BÜYÜK SENSİN EBRU

Ve başka, başka pek çok olumsuzlukla karşılaştıkça, tanık oldukça ve dokundukça insanlık onur ve haysiyetine yaraşmayan, yakışmayan pek çok tutum ve davranışlara, söylem ve eylemlere üyesi olduğumuz şu toplumsal yaşamda; karşılığında dokundurmak istiyoruz sözlerimizle öfkemizi, tepkimizi bizlere “tepkisiz toplum” yaftası vuranlarla inatlaşırcasına:

Fatih karadan yürütmüş gemilerini diye yazar tarih;ama bu gidişle sıradan insanların gemileri de hep karalarda yürütülecek,buzullar eridikçe

Kadınları toplumdan soyutlamak yerine; önce çocukları koruyun da taciz, tecavüz, organ mafyası eliyle ölüm gibi zulümlere uğramasınlar.

Çocukluğumda; NAFIA’larımız vardı, ülkeyi kalkındırmak için… Günümüzde; MAFIA’larımız var, ülkeyi batırmak için…

HEM ŞOFÖR MAHALLİ, HEM CAM KENARI, HEM DE ELLİ KURUŞ
MUHALEFETİN KOLTUK SEVDASINDAN DOLAYI; BU ÜLKE HER GÜN GİDER KARIŞ, KARIŞ ÇÖZÜMSÜZLÜĞE

Ne TARİH ne MATEMATİK.Dersler olmuş otomatik ARAPÇA’ya öncelik.Bilim yerine, ilim; yalnızca okuyup, üflenecek kalmayacak açık tek bir delik

Kapitalist sömürgenler gittiklerinde,
Kara adamın Afrikası’na ve de kızılderilinin Amerikası’na
Tutuşturdular onların eline birer İNCİL
Onlar için olmalıydı uhrevi yaşam en birincil
Ve onlar dua ederken “Baba-Oğul-Kutsal Ruh” adına,
Sömürgenler acımasızca eşelenip durdular topraklarında…
Şimdi sırada ne var ?…
Anadolu’nun bereketli toprakları…
Öyleyse olmalı Anadolulu; külliyen dindar…
Onlara artık Muhammed yetmez, yeni bir peygamber de gerek
Kitap da yeniden devşirilmeli ve de yorumlanmalı ki
Dindarlarla-dinciler ve de üfürükçülerle-cinciler savaşmalı
Bu arada beyinler de dumura uğramalı, düşünceleri yavaşlamalı
Ve böylece dirhem, dirhem yutturulmalı; din afyonu
Büyük birader de amacına ulaşmalı; keyifle düzeltmeli şapkayla, papyonu..

Ho, ho, hoover…Süpürür, döver…USA markalı ISIS; Ortadoğu’yu temizler.Türkiye olur insan çöplüğü; İsrail’e ipek halı döşer

DÜNYA SİYASET PİYASASINDAN SADDAM DİYE BİR ADAMI TEDAVÜLDEN KALDIRAN…
KADDAFİ’Yİ TEL, TEL KADAYIF GİBİ PARÇALARA AYIRAN…
MURSİ’NİN, TURŞUSUNU KURDURAN AMERİKALI ABİ
ACABA NE KADAR ya da NEREYE KADAR SEVER HER HANGİ BİR ADAMI?…

Osmanlı olup dünyayı titretenlerin adına sığınıp, adamdan sayılmak isteyenleri;yargılamak, sorgulamak hevesinde 250 yaşındaki bir devlet

Daha neler diyelim ki?…Umalım bu olumsuzluklar girdabında; ülkemizin de, ulusumuzun da başına gelmesin felaket…Kaygılarımız, vesveselerimiz Deep Blue’da saklı kalsın ilelebet…

Selma ERDAL; İstanbul, 31 Mart 2016

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN