“TRT tarafsız yayıncıdır…”

“TRT tarafsız yayıncıdır…”

Elektrik ücretlendirmesinde TRT payı olarak bilinen bedelin, TRT’ye ödenip-ödenmediğini sormuş, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

İlgili kurumun TRT’ye borcunun olup-olmadığını, ayrıca yurttaşın faturasına yüklenen bu bedelin kaldırılmasının düşünülüp-düşünülmediğini de sormuş.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay konuyu hem aydınlatmak, hem de gerekliliğini ortaya koymak için verdiği yanıtta şunları söylemiş:

“TRT Kurumu, statüsü Anayasa ile belirlenenmiş, 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon kanunu ile kurulmuş özerk, tarafsız bir kamu hizmeti yayıncısıdır. Anayasal özerklik ile tarafsızlığının sağlanabilmesini teminen, Kurumun gelir kaynakları dünyadaki diğer kamu hizmetleri yayıncılarında olduğu gibi yasal güvence altına alınmıştır.”

Sorunun içerisinde yer alan ilk madde, ‘TRT, yurttaştan haksız yere alınan bu bedeli alıyor mu’ sorusu yanıtsız kalmış! Veriliyorsa nasıl veriliyor, kim alıyor, ödeme nasıl yapılıyor… Bunlar açıklamanın içerisinde yer almıyor!

TRT’nin kuruluş felsefesinden söz ediliyor, sayılı yasadan söz ediliyor…

Orada ‘tarafsız bir kamu hizmeti yayıncıdır’ sözlerine yer veriliyor! Sözde TRT’nin, toplumun her katmanına ‘aynı’ uzaklıkta olduğundan, ‘aynı’ ilgiyi gösterdiğinden, ‘aynı’ yansız izlenceleri sunduğundan…

Daha birkaç ay önce bir Genel Seçim yaşamamış olsak, iktidarın en küçük adımlarını izlediklerini unutmuş olsak, muhalefete çok küçük ‘kerhen’ zaman ayırdığını bilmesek…

Bir de en önemlisi bu ülkenin yurttaşı olmasak ‘yanıta’ inanacağız da…

Yurttaşın elektrik harcamasının üzerine eklenen ‘TRT Payı’ ile ‘Kayıp Kaçak Bedeli’ konusunda kimsenin ‘diyeceği’ bir şey yok sanki; sus-pus…

Yurttaşın elektrik harcamasının iki katı faturalandığını bilmeyen var mı?

Bile bile…

Yurttaştan aldıkları oylarla görevlendirilenler, ne yazık ki yurttaş yerine şirket rantının yanında saf tutmayı yeğlemekteler…

Gürer, şu saptamasında haksız mı?

“Ekonomik krizle boğuşan yuttaşlarımız bir de tüketimle ilgili olmayan kalemler yüzünden kabarık faturalar ödemeye mahkum edilmektedir…”

‘Mahkum’ edilsin, nasılsa ‘tarafsız bir kamu hizmeti yayıncıdır’ TRT…




YAŞANANLARIN ANIMSATTIKLARI…

Turgut Özal, eğitim konusunda Japon pedagoglara bir araştırma yaptırmak için ülkemize çağırır.

Eğitim konusunda uzman olan bu kurul, gençler üzerine araştırma yapacaklardır. Bir süre sonra uzmanlar ülkemizin değişik yerlerinde gençlerle görüşmeye başlar. Sorular, yanıtlat, elde edilenler. Sonunda sonuçları açıklamak için Özal’ın karşısına çıktılarında Milli Eğitim Bakanı da oradadır.

Araştırmacılar, ilk saptamayı ortaya korlar:

“Sizin gençlerinizde ulusal bilinç yok!”

Başta Özal olamak üzere, yanındakiler şaşırırlar, Japon pedagoglara sorarlar:

“Peki, siz Japon gençlerine ulusal bilinç verme adına ne yapıyorsunuz?”

“Biz” der Japon pedagog, eğitimci… Sözünün arakasını şöyle getirir:

“Okula başlayacak çocuklarımıza bir program uygularız. Önce onları en gelişmiş fabrikalarımıza götürür, robotların yaptığı makineleri gösteririz. Makine yapan makine karşısında hayretler içerisinde kalır küçük yürekler. Anlayacakları bir dille, orada yapılanları açıklarız. Bu fabrikaların yalnız Japonya’da yapılabildiğini, başka ulusların bunu başaramadıklarını, okul öncesi çocuklara anlatırız. O küçük çocuklar anlatılanlara hem hayranlık duyar, hem de mutlu olurlar. Bu geziler tamamlanır…

Çocuklar, üçyüz kilometre hız yapan trenlere bindirilir. Bu araçların da yalnız Japonya’da yapıldığını, eğer kendileri de düzenli çalışırlarsa, bunların daha lüksünü yapabileceklerini anlatırız. Bu yaptığımız geziler, onlara Japon olmanın ne denli önemli olduğunu benimsetir. Buradan yollar Hiroşime’ya, Nagazaki’ye dek gider. Burada Japonların ikinci dünya savaşına yaşadıkları anlatılır. Atom bombası atılmış kentler, geride bıraktıkları yıkıntı, on binlerce ölü, ot bitmeyen topraklar çocuklara ‘o’ duyguyu verir. Bu gerçek, onları derinden etkiler. Okul yaşamında da, bu bilgi-bilinç etkili biçimde genişletilir. Dolayısıyla gençlerin Japon olmaktan başka çareleri kalmaz!”

Japon pedagog-eğitimci bunları anlatırken, bir eğitimcimiz, “keşke bizim de bir Nagazakimiz, Hiroşimamız olsaymış’ dediğinde, yanıt ‘sizin yüz Hiroşima’dan, Nagazaki’den değerli bir yeriniz var; Çanakkale’niz… Çanakkale’de dedelerinizin yaşadıklarını, çocuklarınıza tam anlamıyla anlatsanız, sizin çocuklar da ulusal bilinç içinde yetişmekten başka yol aramazla” olmuş…

Danıştay 8. Dairesi’nin geçtiğimiz günlerde aldığı kararla ‘andımızın okutulmasını kaldıran yönetmelik maddesini iptal ederek okullarda yeniden okutulması’ gerektiğini belirtmesi ardından siyasetçiler arasında yaşananları, son on-onbeş yılda eğitimin ne denli gerilediğini düşünürken, Özal döneminde yaşanan yukarıdaki konuyu anımsadım.

Ülkemizin topraklarını çıktığınızda hangi ülkenin ‘ulusal bilinç’ üzerine eğitim görmediğini söyleyebilirsiniz? Japonlar buna en güzel örnek! Bu ülkenin çocuklarına ‘anlayabileceği bir dille’ eğitim vermek yerine seçilen müfredattan söz etmeyeceğim bile! O müfredat ki, bugün ‘kendi dilinde’ bile yetersiz bir kuşak oluşturduğu üzerinde duruluyor!

‘Andımız’; çalın, vurun, yok edin, ense yapın, biat edin, bilimden uzaklaşın, sorgulamayın mı diyor? ‘Andımız’ı aldınız, tarihteki isimler karalanıyor, bu ülkenin değerleri elden çıkarılıyor… Peki, ‘ulusal bilinç’ denen kavramın hiç mi önemi yok?

İktidar cephesinden gelen tepkileri izlerken, bundan üç-beş yıl önce kimler için neler söylediklerini anımsadım da; ‘orayla eşgüdüm sürüyor mu’ demekten duramadım!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın