Tur Suresi'ndeki 'Kitabin Mestur' nedir? - KozanBilgi.Net

Tur Suresi’ndeki ‘Kitabin Mestur’ nedir?

Tur Suresi’ndeki ‘Kitabin Mestur’ nedir?

Tur Suresi’nin tek cümle hükmündeki 6 ayeti ya da 6 kelimesi şöyşe: ”Ve’t-tuuri”; ”ve kitabin mestuurin”; ”fî rakkın menşûrin”; ”ve’l-beyti’l-mamûri”; ve’s-sakfi’l-merfûı”; ”ve’l-bahri’l-mescûri”.

Bu altı ayetin ya da kelimenin dördü ‘el’ takısı almış, bahsedilen isimleri belirli yapmış; ikinci ve üçüncü kelimelerdeki isimler belirsiz olmuşlar. Bunlar; ‘kitabin mestur’ ile ‘rakkın menşur’ kelimeleridir.

Ayetteki sözcüklere bakalım:

Tuur: Bu sözcük ‘dağ’ demektir.

Ayette dağa yemin ediliyor ise, oluşmuş dağların yeryüzündeki foksiyonuna dikkat çekiliyor demektir. Dağ, nasıl oluşmuştur? Niçin oluşmuştur? Toplumlar ve tüm canlılar için önemi nedir?

Dünya’nın çeşitli bölgelerinde ‘sönmüş’ ve ‘yanar’ dağlar var. Sönmüş bir dağ, içinde çeşitli cevherleri barındırırken, yanar bir dağ, yerkürenin merkezindeki altıbin derece sıcaklıktaki eriyiki yer üstüne kusmaktadır.

Ayetteki ‘tur’ ismi, Kur’an’da Hz. Musa’nın olayının geçtiği yer olarak bilindiğinden, ‘tur’ adı Hz. Musa’nın on emir aldığı ‘Tur’i-Sina’ adındaki dağı akla getiriyor.

Beyti’l-mamur: Bu kelimeye mealciler ve tefsirciler anlam vermede zorlanıyorlar. Bu kelimenin hac yerindeki Kabe olduğunu söyleyen varsa da, diğerleri bu anlamı uygun görmediklerinden kelimeyi ‘mamur ev’ şeklinde Türkçeleştiriyorlar.

‘Beyt’ sözcüğü lügatte ‘mesken’, ‘ev’, ‘kabe’ olarak belirtiliyor. Lakin, beyt, ‘bâte’ fiilinden türediğinden, geceyi geçirecek uygun mekan, ya da evlenenlerin birlikte yaşayacağı konut anlamında oluyor.

‘Mamur’: Bu sözcük, Türkçe’de imar edilmiş, onarılmış, yenilenmiş anlamında kullanılıyor. Benimsenen anlam bu olduğundan, ayetteki ‘beyti’l-mamur’ kelimesi akla ilk olarak Kabe’yi getiriyor. Sulh zamanında, ailelerin barındıkları konutların yıprandıkça onarılması ve yenilenmesi ‘mamur’ edilmiş yapılardır.

Sakfi’l-merfu: Bu kelime ‘yükseltilmiş tavan’ demek.

Ayet, bu ayetin indiği zamandaki ‘tavan’ denen şeyi işaret ediyor; lakin neyin, nerenin tavanı olduğu ayetin muhatap aldığı insanlar biliyorsa da, bu zamanın insanlarına meçhul kalıyor.

Mealcilerin çoğu, ‘sakf’ sözcüğünü tevil etmekten kaçınıp ‘tavan’ şeklinde belirtirken, bazı mealciler ‘sakf’ sözcüğünün ‘gök’ olduğuna kanaat getiriyorlar.

Türkçe lügatte ‘tavan’ sözcüğü kapalı yerlerin düz üst kısmı olarak belirtildiğinden, ayetteki ‘sakf’ sözcüğünü ‘gök’ şeklinde anlamak mümkün değil.

O zamanda barınaklar tek katlıydı ve içinin taban-tavan mesafesi -belki- iki metreyi geçmiyordu. Ferahlık oluşması için -belki de- yeni yapılan barınaklarda tavanlar daha yüksek yapılmaya başlanmıştı.

Günümüzde yapılan apartman dairelerinde taban-tavan arası üç metre ideal kabul ediliyor. Ondan aşağı yükseklik ‘basık’ diye adlandırılıyor ve orada barınmanın sıkıntı oluşturduğu belirtiliyor.

Fabrikaların tavanları ya da çatıları, rahat çalışma ortamı için yüksek yapılmaktadır.

Bahri’l-mescür: Mealciler, bu kelimeye hangi anlamın yakışacağını bilememişler. Hamdi Yazır’ın orijinal mealinde ”bahri’l-mescür” kelimesi, aynen ‘bahri’l-mescür’ şeklinde yazılmış. Tefsirinde ise bu kelimenin farklı anlamları olduğu belirtilmiş.

Bahr, büyük ve çok büyük su birikintisine verilen addır. Bundan deniz veya okyanus anlaşılır. Her büyük su birikintisi ya da denizi, ona sıfatı eklenerek anılır. Mesela; Bahr’i-Umman. Yani umman Denizi.

Bahr ismine eklenen ‘mescür’ sıfatı, bahre bir şeylerin döküldüğü, onlarla bahrin (denizin) doldurulduğu anlamını veriyor. (sıcak şeyle kaynatıldığı değil)




Denize ne dökülmüştür?.. Deniz neyle doldurulmuştur?..

Denize bitişik şehirlerde bayındırlık faaliyetine dikkat edilirse, denize ne döküldüğü, neyle doldurulduğu anlaşılır.

İstanbul’da 1980 yılında, deniz kenarları, şehir içinden çıkarılan kaya ve moloz yığınları dökülerek kara yapılmaya başlanmış. Ahırkapı-Bakırköy, Caddebostan-Pendik, Üsküdar-Harem, denizin doldurulduğu en belirgin yerler. İstanbul’a yapılacağı söylenen Kanal’ın Karadeniz’in 1 buçuk milyar hafriyatla doldurulacağı, 28 kilometre uzunluğunda karaya dönüştürüleceği planlanıyor. ”Ve’l-bahri’l-mescür” ayetinin yemin edilerek duyurulmasının sebebi anlaşılmış oluyor.

Kitabin mesturin: Bu kelime satırlanmış kitap demektir. Hangi kitap olduğu, neredeki kitap olduğu, nasıl kitap olduğu belli değil. Yani kelime, evvelki ayetlerdeki bilinen isimler gibi, görünen ve bilinen kitaptan bahsetmiyor. Olayların, bilgilerin satırlanarak (yazılarak) oluşturulan ya da oluşturulacak nesneden bahsediyor.

Rakkın menşurin: Bu kelime hamurun yoğurularak çok inceltilmiş ve genişletilmiş haline verilen addır.

Olayların ve bilgilerin yazılan satırları, buna benzer nesnenin içine sokulacak kitap olacaktır.

Günümüzde bildiğimiz kağıdı, çinliler icat etmişler. Formülü gizli tutuyorlarmış. 751 yılındaki Talas Savaşı sırasında Araplar Çinli kağıt üreticilerini kaçırmışlar ve kağıdın müslüman ülkede üretilmesini sağlamışlar. 13’ncü yüzyılda, Emeviler’in işgal ettiği İspanya’da ilk kağıt fabrikası kurulmuş. Almanlar, 1840 yılında kağıt için odunu hamur yapmayı ve yaymayı… Kanadalılar 1844 yılında bunun makinasını oluşturmayı becermişler. Günümüzde, gelişen teknoloji ile, ağaçlardan oluşturulan hamurlar yoğurulup genişletilip 80 km uzunluğunda 9 metre genişliğinde kağıda dönüştürülmektedir. Uygun ebada bölünüp gazete çıkarılmasında kullanılmaktadır.

”Ve kitabin mesturin; fi rakkın menşurin” ayetinin haber verdiği şey günümüzün gazeteleridir.

İbrahim Faik Bayav
(17.09.2020 09:25)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın