DOLAR 9,62801.56%
EURO 11,17931.35%
ALTIN 556,611,60
BITCOIN 5879994,34%
Adana
20°

PARÇALI BULUTLU

15:45

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Türkçe Öğretmeni

Türkçe Öğretmeni

ABONE OL
30 Eylül 2014 20:05
Türkçe Öğretmeni
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1986

Türkçe öğretimindeki en büyük eksiklik, “Türkçe”nin sadece bir ders olarak görülmesi ve değerlenmesidir.

Türkçe, her şeyden önce Türk milletinin duygusunun, düşüncesinin, hayalinin, edebiyatının, irfanının, medeniyetinin kaynağıdır. Türkçe; Türk milletinin ruhudur, hamurudur. Türkçe, Türk milletinin en kıymetli hazinesidir. Türk’ü Türk yapan en kıymetli değerdir. Onun için Türkçe’nin öğretimi, bir dersin öğretimi meselesi değil; her yönüyle Türk kimliğinin, Türk’ü Türk yapan değerlerin öğretimi meselesidir. Teşbihte hata olmaz: Nasıl ki dinin direği namazsa, Türk milletinin direği de Türkçe’dir.

İlköğretim çağının sonuna gelmiş birçok çocuğa ” Hangi millettensin?”, “Milletinin adı nedir?” ya da “Mensup olduğun milletin adı nedir?” diye sorular yönelttiğimde Türk oldukları kesin olan bu çocukların çok büyük bir çoğunluğu “Türk milletine mensubum” ya da “Ben Türk’üm” cevabını veremedi. “Bize neden Türk diyorlar?”, “Türk ne demektir?” soruları karşısında da aynı durumla karşılaştım. Yıllardır eğitim ve öğretim faaliyetinin içerisinde yoğrulan, ilköğretimin 1. kademesinde her sabah ezbere “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.” diyen bu çocuklara, bu Türk çocuklarına “Türk” olmanın ne demek olduğunu bile öğretememişiz. Kendinden emin bir şekilde “Ben Türk’üm” demesini bile öğretememişiz… Türklük gururunu yaşatamamış, Türklük hazzını tattıramamışız… Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene!”, Mehmet Emin Yurdakul’un ” Ben bir Türk’üm; dinim, cinsim uludur.”, sözlerini büyük bir gururla söyleyememiş, söyletememişiz; bu sözleri duyduğumuzda bütün hücrelerimizi titretememiş, zihinlere bu sözleri yerleştirememişiz… En yüksek eğitim kademesinde bile Türk olmanın ne demek olduğunu idrak edemeyen nice insanlarımız var. Böyle bir ayıp, hem bizlere hem de eğitim sistemimize yeter de artar bile. Bu hâlimiz de aldığımız ve verdiğimiz eğitimin ne durumda olduğunu çok açık bir şekilde göstermektedir. Bir Türk’e Türk olduğunu bile öğretememiş bir eğitim ve öğretim faaliyetinin neyi tartışılmaz ki?…

Hâl böyle iken “Nasıl bir Türkçe öğretimi yapılmalıdır?” sorusuna cevap aramaya çalışalım:

Atatürk’ün dediği gibi “Eğitim, her şeyden önce millî olmalıdır.” Öğretim programlarında da bu kriter esas alındığında hedeflenen amaçlara ulaşmak güç olmayacaktır. Eğitimimizin başında “millî” ifadesi olsa da, öğretim programlarımızda “millîlik” ilkesi esas alınsa da Atatürk döneminden sonra bunlar soyut olmaktan öteye gidememiştir. Bu değerleri soyut olmaktan kurtaracak olan da, bu eğitim ve öğretim faaliyetini üstlenen kurumlar ve insanlardır. Bunun için Türkçe öğretimi, her şeyden önce “millî” bir mesele olarak değerlendirilmelidir ve uygulanmalıdır.

Kendi kimliğimize karşı millet olarak duyarsızlığımız ortadadır. Türklük ütopya değildir; Türklük ne gök kubbede, ne yer altında, ne de Kaf Dağının ardındadır. Türklük duygusu ve Türklük bilinci soyut değildir, somuttur. Kimlik meselemizi somutlaştıracak, öğretecek olan da eğitim sistemimiz ve bu sitemimiz doğrultusunda verilen dersler olacaktır.

Türkçe; Türk kimliğinin ve Türklük bilgisinin verildiği, duyurulduğu, hissettirildiği, gösterildiği ve bütün bunların sevdirildiği, yaşattırıldığı derstir. Bu dersin öğretiminin en öncelikli amacı da budur.

Türkçe; Türklük bilincinin, gururunun, sevgisinin verildiği derstir.

Dil, bir milletin varlığının sebebidir. Türkçe de Türk milletinin varlığının sebebidir. Onun için Türkçe’den ya da Türkçe öğretiminden verilecek en küçük bir taviz bile varlığımızı tehdit eden bir sebep olacaktır. Türkçe dersi, bu şuurun verileceği ve kazandırılacağı bir derstir.

“Kamus, bir milletin namusudur.” diyor, Cemil Meriç. “Türk milletinin namusu da Türkçe’dir.” Nasıl ki bir insanın onuru, şerefi, haysiyeti “namus”undan geçiyorsa, Türk milletinin namusu, şerefi, haysiyeti de “Türkçe”den geçmektedir. Nasıl ki bir insan namusunu korumak için her türlü titizliği, dikkati ve özeni gösteriyorsa, hayatında hep bunun için yaşıyorsa; Türk milleti de Türkçe’yi korumak için aynı titizliği, dikkati ve özeni göstermelidir ve bunun için yaşamalıdır.

Türkçe; Türk’ün, Türk milletinin varlığından bu tarafa bir meşale gibi elden ele, asırdan asıra devredilerek bugüne kadar gelmiştir; Türk milleti var oldukça da, kıyamete kadar da bu şekilde gidecektir. Kaynağını ata yurdundan alan Türkçe önce pınar, dere, çay ; sonra ırmak, nehir, göl ve en sonunda da deniz, okyanus olmuş, şekilden şekile girmiş Türk milletini yaşadığı coğrafyalarda beslemiştir.

“Emaneti ehline veriniz” buyuruyor, Peygamberimiz. Türk milletinin sahip çıkması, koruması gereken en önemli emaneti de Türkçe’dir. Böylesine kutsal bir emaneti de ehil kimselere, yani iyi bir Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi almış olanlara vermek gerekir. Türkçe ve edebiyat öğretiminde bugünkü tartışmalardan ve müfredat programlarından önce hâlledilmesi gereken de bu konudur: Türkçe ve edebiyat öğretiminin ehil kişilere verilmesi. Bugün Türkçe eğitiminde ve öğretiminde aksaklıklardan bahsediyorsak bunun en önemli sebeplerinden biri de bu konudur.

Türkçe öğretiminin üst düzeydeki eğitim kademesinden yani üniversite eğitiminden ilköğretime doğru seyrine bir bakalım:

Eğitim Fakültelerindeki “Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği”, “Türkçe Öğretmenliği” bölümleri ile Edebiyat ya da Fen-Edebiyat Fakülteleri bünyesindeki “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümü, üniversiteye girişte yüksek puanla öğrenci alan bölümlerdir. Bu bölümlere bir zamanlar çok düşük puanlarla seviyesiz öğrencilerin girdiği göz önüne alınırsa bugünkü durum, son derece sevindiricidir. Bu bölümlere gelen öğrencilerin seviyelerinin her yıl daha da yükselmesi Türkçe öğretimi adına çok olumlu bir gelişmedir. Türkçe öğretiminin etkinliği ve verimliliği de bu insanlar sayesinde yükselecektir. Türkçe öğretiminin emanet edileceği insanların son derece bilgili, meziyetli ve kabiliyetli olmaları gerekir. Onun için Türkçe öğretiminin en önemli sorunlarından biri de bu işin öğretimini yapacak olanların vasıfları ve düzeyleridir. Ancak, yüksek puanla bu bölümlere giren öğrencilerin birçoğunun da sadece belli test tekniklerini öğrenerek buralara geldiklerini ve işlerine yarayacak bilgilerin dışında Türkçe öğretimi görecek olan birisinde bulunması gereken bilgi ve beceri ve kabiliyetlere sahip olmadıklarını da belirtmemiz gerekir. Mevcut giriş sisteminde ağırlıklı not ortalamalarının değerlendirilme şekli; diğer bölümlere olduğu gibi bu bölümlere de giremeyecek öğrencilerin girmelerine, girebilecek öğrencilerin de girememelerine sebep olmuştur.

Eğitim Fakültelerinin yeniden yapılanma süreciyle birlikte ilköğretimin ikinci kademesine yönelik Türkçe öğretmeni yetiştiren “Türkçe Öğretmenliği Bölümü”nün kurulması eğitimin bu kademesindeki Türkçe öğretimi için gecikmiş ve çok önemli bir gelişmedir. Bu gelişmeyle birlikte ilköğretime yönelik Türkçe eğitimi ve öğretimi adına önemli eksiklikler giderilmişse de, ortaya bazı yeni aksaklıklar da çıkmıştır. Bu aksaklıklardan en önemlisi de, Türkçe öğretiminin hammaddesini oluşturan; dili, dil kurallarını sevdirecek, benimsetecek olan edebiyat derslerinin ve kredilerinin azaltılmasıdır. Türkçe’nin tadını tattıran, kokusunu duyuran, edebî zevkini yaşatan eserleri ve şahsiyetleri görmeyen, tanımayan, almayan birisi; Türkçe’yi ne kadar sevdirecek, ne kadar öğretecektir?

Eğitim Fakültelerinin önceden hem ilköğretime Türkçe hem de ortaöğretime Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni yetiştiren “Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü”nün yeni yapılanmayla birlikte bölüm değil de “Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü”ne bağlı bir ana bilim dalı olarak yapılanması da Türkçe ve Edebiyat öğretimi adına bir talihsizlik olmuştur düşüncesindeyiz. Bu yapılanma “Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü” adı altında “İlköğretim Türkçe Öğretmenliği” ile “Ortaöğretim Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği” ana bilim dalları şeklinde olsaydı daha doğru olurdu. Dil ve edebiyat eğitimi ayrı ihtisas alanları olsa da birbirini tamamlayan, birbirine en yakın olan ihtisas alanlarıdır.

“Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı”, “Tezsiz Yüksek Lisans” programına dahil edilmiş ve öğrenim süresi 5 yıla çıkarılmıştır. Bu da çok önemli bir gelişmedir. Ancak, bu programda ilk 3, 5 yılda tamamen alan bilgisinin verilmesi son bir buçuk yılda da neredeyse tamamına yakın kısmında alan eğitimine yönelik derslerin verilmesi, öğrencileri çeşitli problemlerle karşı karşıya getirmiştir.

Eğitim Fakültesinde görevli olmam ve çeşitli sınıflarda danışmanlık yapmam nedeniyle son yıllarda tespit ettiğim diğer bazı noktaları da burada söylemekten geçemeyeceğim:

Anadolu Öğretmen Lisesi mezunlarına bu bölümleri tercih etmeleri hâlinde ek puan verilmektedir. Bu ek puan da küçümsenemeyecek kadardır. Hemen şunu belirteyim ki, Anadolu Öğretmen Liselerinin – başındaki “Anadolu” kelimesinin anlamına değil kullanım içeriğine karşı olsam da – varlığına son derece taraftarım. Bu liseler, ilköğretimdeki başarılı öğrencilerin okuma hakkını kazandığı liseler olup Türk Millî eğitiminin haklı gururlarından biridir. Ancak, buraları kazanan öğrenciler; ÖSS sınavlarında Eğitim Fakültelerini tercih etmeleri hâlinde aldıkları ek puanın varlığından dolayı bu liselerdeki eğitimleri sırasında başlangıçta gösterdikleri başarı ve çabayı daha sonra gösterememiş olsalar gerek ki, üniversite eğitimi sırasında diğer liselerden gelen sınıf arkadaşlarına göre başarı bakımından daha düşük düzeydedirler. Diğer liselerden gelen öğrencilerin yerleştirilme puanıyla Öğretmen liselerinden gelen öğrencilerin normal puanları arasında çok fark bulunmaktadır. Diğer liselerden gelen öğrenciler bu bölümleri kazanabilmek için Sözel Bölümü sorularının neredeyse tamamına yakınını doğru olarak cevaplandırarak bu bölümlere gelmektedirler. Son birkaç yıldır bu bölümlerde okuyan öğrencilerin hemen hemen yarısını ya da üçte birini Öğretmen liselerinden gelen öğrenciler oluşturmaktadır. Bu öğrencilerin gerek derslerdeki seviyeleri ve başarıları, gerekse aldıkları notlar diğer liselerden gelen öğrencilere göre daha düşüktür. Şüphesiz bu söylediklerimize istisna oluşturan durumlar da vardır; ama bu, dediğimiz gibi istisnadır. Bu da bu bölümlerde okuyan öğrenciler arasında çeşitli farklılıkların ve sorunların yaşanmasına sebep olmakta eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bölümlere gelen öğrencilerin seviyelerinin korunması için Öğretmen Liselerinden gelenlere ek puan verilsin ama bu puan diğer liselere göre büyük fark oluşturacak kadar olmasın. Öğretmen Liselerine gidememiş, hattâ Öğretmen Liselerinin varlığından bile haberi olmamış, Öğretmen Liselerini kazanamamış ama ortaöğretimi sırasında kendini geliştirmiş, dile ve edebiyata son derece ilgili, meraklı, bu bölümlere lâyık nice öğrencilerimiz vardır. Bu başarılı insanların, öğretmenlik aşkıyla yanıp tutuşan bu öğrencilerin önleri kesilmemelidir. Türkçe eğitimine ne kadar vasıflı insan alırsak, bu işin öğretiminde de o derece başarılı oluruz.

Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde ” Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü”nde açılan “Tezsiz Yüksek Lisans” programına Fen- Edebiyat Fakültelerinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencilerinin değil de diğer dil bölümü öğrencilerinin alınması Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi adına çok büyük bir talihsizliktir. Bu dil bölümlerinin aldıkları öğrencilerin seviyeleri ve geldikleri bölümlerde aldıkları dersler, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi almalarına uygun değildir. Şüphesiz, bu bölümlerin öğrencileri arasında da bu işin eğitim ve öğretimini başarabilecek insanlar vardır; ancak, bunlar da istisnadır. Bu programa devam edenlerin aldıkları dersler ve kredileri de Türk Dili ve Edebiyatı eğitimini kazandırmaktan çok uzaktır. 1,5 yılda Türkçe öğretimini verecek insan yetiştirilemez. Özellikle bu uygulama; Türkçe öğretimi, Türk Dili ve Edebiyatı öğretimi adına yapılan en büyük yanlışlardan biridir.

Böyle bir eğitim sürecinden geçenlere mübarek Türkçe’mizi, edebiyatımızı ve bunların öğretimini nasıl emanet edeceğiz? Türkçe ve edebiyat öğretiminde yaşanan aksaklıkları ortadan kaldırmak için öncelikle bu konuların hâlledilmesi gerekir.

“Yarım imam, insanı dininden; yarım doktor, insanın canından eder.” derler. Yarım bile olmayan Türkçe ya da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri de insanı dilinden ve edebiyatından ederler.

Her bir öğretmenlik alanı, belli bir eğitim ve ihtisaslaşma gerektirir. Geçmişte öğretmen ihtiyacını gidermek için yapılan yanlış uygulamaların azalmış olsa da değişik şekillerde günümüzde de yapılmaya devam etmesi, eğitimimiz adına bir utançtır. Devletimizin menfaatleri doğrultusunda, çeşitli zamanlarda hükûmetlerin -politikaları gereği- yaptığı çalışmalara devletini seven herkesin destek olması ve sahip çıkması gerekir. Ancak, hükûmetlerin öğretmen ihtiyacını gidermek için yaptıkları yanlışlara sahip çıkmak mümkün değildir. Hele de Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği ihtiyacını karşılamak için yapılan yanlış uygulamaları, dilimiz ve edebiyatımız adına kabul etmek mümkün değildir. Ne Türkçe Öğretmenliği, ne de Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği belli bölümlerin öğrencilerini meslek sahibi edindirme, işsizliğini giderme, ya da bu alanlarda biraz eğitim görmüş olanların ihtisas alanı olamaz ve de olmamalıdır. “Hiçbir şey olamazsam Türkçe ya da Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olurum” diyenler var oldukça, Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretiminde hiçbir yere varamayız. Dedik ya; dil ve edebiyat eğitimi, bir namus meselesidir; ehil olmayanlara emanet edilemez.

Ortaöğretim, ilköğretimde edinilen bilgi ve becerilerin biraz daha geliştirilmesi ve edinilen kazanımlardan faydalanılmaya başlanması sürecini oluşturur. Türkçe öğretimi bu kademede edebî eserlerin, türlerin ve şahsiyetlerin çeşitliliğiyle bir kaynak zenginliği kazanır. Ortaöğretimde Türkçe öğretimi “Türk Dili ve Edebiyatı” derslerinde verilmektedir. Bütün bölümler için ortak ders olan Türk Dili ve Edebiyatı dersi, “Türk Dili”, “Edebiyat” ve “Kompozisyon” şeklinde üç alt dersten oluşmaktadır. Bu derslerin yanı sıra bölümlerde alan dersi, seçmeli alan dersi ve seçmeli dersler olarak verilen dil ve edebiyat dersleri de mevcuttur. Bu derslerle ve mevcut kredileriyle dil ve edebiyatımızı öğretmek, bu işin öğretimini yapanların çok büyük arzu ve çabalarına bağlıdır. Türkçe öğretiminin bu kademedeki kaderini, Türkçe öğretiminin merkezinde yer alan öğretmenin bilgi, beceri ve tutumu belirlemektedir. Ancak, ortaöğretimde edebî ürünlerimizi ve şahsiyetlerimizi yeterince tanıtabilmek ve sevdirebilmek için ders kredilerinin yeterli olduğunu söylemek de zordur. Bu kademedeki başarıda önceki yıllarda alınan eğitimin katkısı da çok önemlidir.

Ortaöğretim çağı, gençliğin psikolojik sorunlarının ve buhranlarının çokça yaşandığı bir dönemdir. Gencin bu eğitimi sırasında en fazla muhatap olduğu öğretmenlerden biri, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenidir. O yüzden bu dönemlerde gençlerin Türkçe’yi sevmeleri, Türkçe’yi kullanma güçlerini geliştirmeleri, edebî eserlerimizden yararl
anarak Türkçe’yi öğrenmeleri Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeninin bilgi ve becerisi ile davranışlarından geçmektedir. Öğretim programları ve bu doğrultuda hazırlanan ders kitapları, muhteva itibariyle Türk Millî Eğitiminin amaçlarına göre hazırlanmıştır. Ancak, bunların uygulamaya geçirilmesi öğretmenler vasıtasıyla olduğu için programların ve ders kitaplarının amaçlarına ulaşması da tamamen öğretmenlerden geçmektedir.

Asırlar öncesine ve bugünümüze ait edebî eserlerimizi okuyacak, anlayacak, mukayese edecek; şairlerimizin ve yazarlarımızın hayranı olacak şekilde Türkçe’yi öğretmeli ve sevdirmeliyiz. Türkçe’miz onları, onlar da Türkçe’mizi sevdirmelidir. Bu da daha çok ortaöğretimde kazandırılır. Bunu başardığımız zaman bu kademede Türkçe öğretiminde amacımıza ulaşmış oluruz.

Türkçe, edebî eserlerimiz ve şahsiyetlerimiz okunarak, tanınarak öğrenilir ve öğretilir. Bu da bolca okuma faaliyetini gerektirir. Okuma alışkanlığı özellikle ortaöğretimde daha bilinçli bir şekilde geliştirilmeli ve benimsetilmelidir.

İlköğretimin ikinci kademesinden itibaren Türkçe öğretimi, 1. kademeye göre daha bilinçli ve sistemli bir şekilde verilmeye başlanır. Eğitimin bu kademesinde, öğrencinin ilk kademedeki kazanımları çok önemlidir. Edinilen bilgilerin derli toplu bir şekilde tekrar ve geliştirilerek verildiği bu kademedeki Türkçe öğretiminde dil kuralları sitemli şekilde öğretilmeye çalışılmaktadır. Dilimizi edebî eserlerimizle sevdirme ve geliştirme çabaları bu kademede 1. kademeye göre daha etkin olmakla birlikte yeterli değildir. Dil kuralları ile dilin öğretilemeyeceği bir gerçektir. Bu anlayışın bu kademede de sorgulanması gerekir. Kelimeleri doğru kullanmayı, cümleleri doğru kurmayı bu kademede hâlletmemiz gerekir. Bunun için de Türkçe’yi doğru ve güzel kullanana yazar ve şairlerin bolca okunması gerekir.

İlköğretimin 1. kademesindeki Türkçe öğretimini de Türkçe dersinin temel fonksiyonları ile birlikte görelim:

Türkçe bir okuma, dinleme, konuşma ve yazma dersidir. Bu beceri ve bilgilerin en fazla edinildiği, yaşandığı ders Türkçe’dir. Birey, bu temel faaliyetleri ilköğretimin 1. kademesinde “sınıf öğretmeni”nden edinir. Onun için, Türkçe öğretiminde özellikle sınıf öğretmenlerinin rolü çok önemlidir. Türkçe sevgisini, bilincini öğrenciye ilk verecek olan, sınıf öğretmenleridir. Diğer eğitim kademelerinde bu görevi üstlenen “Türkçe” ve “Türk Dili ve Edebiyatı” öğretmenlerinin Türkçe öğretimindeki başarı ya da başarısızlıklarında sınıf öğretmenlerinin onlara devrettiği bayrak çok önemlidir. Çocuğun Türkçe eğitiminde, Türkçe’yi etkili kullanabilmesinde ilköğretimdeki eğitiminin ve öğretmeninin önemi çok büyüktür.

Türkçe öğretiminde en önemli şey, Türkçe’nin sevdirilerek öğretilmesidir. Onun için Türkçe öğretimini yapacak öğretmenin Türkçe’yi çok sevmesi, “Türkçe’nin delisi” olması gerekir. Türkçe sevgisine sahip olmayanın Türkçe’yi lâyıkıyla öğretmesi, sevdirmesi imkânsızdır. Sevgi anahtarının açamayacağı kapı yoktur. Türkçe öğretiminin ilk anahtarı da Türkçe sevgisidir.

Türkçe sevdirilerek öğretilirse, okutulursa öğrenci okumayı erken öğrenecek ve sevecektir. Ülkemizde okul öncesi eğitimin de yaygınlaşmaya başlamasıyla bazen bu eğitimden geçen bazen de bazı ailelerin özel gayretleriyle kimi çocuklar belli bir hazır bulunuşluk düzeyiyle ilköğretime gelmektedirler. Bu öğrencilerin okumayı öğrenmesi, diğer öğrencilerden daha önce gerçekleşmektedir. Öğretmen, okuma alışkanlığını her üst sınıfta biraz daha geliştirmek için cazip hâle getirmelidir.

Dinleme faaliyeti de sevgi ile başlar. İnsan sevdiği sözü dinler. Bu alışkanlık en çok Türkçe dersinde öğrenciye kazandırılmalıdır. Dinlemeyi bilen iyi öğrenir, iyi anlatır. Televizyonlarda en seviyeli tartışma programlarında bile alanlarında kendilerini yetiştirmiş insanların, ilim adamlarının dinlemeyi hiç bilmediklerini esefle görmekteyiz. İletişim faaliyetinin en önemli iki unsurundan biri de dinleme değil midir? Bunu edinememenin kaynağı da tâ ilköğretimli, ortaöğretimli yıllara dayanmaktadır. Türkçe’yi güzel konuşanlarda dinleme davranışının daha düzenli olduğunu da bir gerçektir.

Konuşma faaliyeti; kazanılan bilginin, edinilen becerinin sergilenmesi, gösterilmesidir. Bu gücün kazanılmasında da öğretmenin tutumu çok önemlidir. Türkçe öğretmeni, öğrencisine konuşma cesareti verecek her türlü teşviki yapmalıdır. Öğrencileri bol bol konuşturarak, yaptıkları konuşma yanlışlarını yerinde ve usulüne göre düzelterek öğrencilerine Türkçe’yi güzel ve etkili konuşabilmelerinde rehberlik etmelidir. Türkçe aynı zamanda bir iletişim dersidir. Türkçe eğitimi, dar bir anlamda iletişim eğitimidir. Türkçe öğretiminin merkezindeki öğretmen Türkçe’yi iyi konuşmalı ki onu model olarak alan öğrenciler de Türkçe’yi güzel konuşabilsinler.

Yazma faaliyeti de okuma faaliyetine benzer bir seyir izlemektedir. Ancak, yazma faaliyetinde öğrencilerin hazır bulunmuşluk düzeyi daha ileridir. Eline geçirdiği bir kalemle yazdığı, çizdiği gelişigüzel çizgiler, herhangi bir cismi elinde tutuş şekli bile öğrenciye daha öğretim faaliyetinin başında yazı yazma konusunda bir seviye kazandırmaktadır. Yazma faaliyetinde, alışkanlık edinimi çok ağır basmaktadır. Öğrenci, ilköğretimde edindiği alışkanlıkları daha sonraki eğitim kademelerinde de sürdürmekte ve çoğunlukla da bunları değiştirememektedir. Bazı kişisel çabalar dışında da bu hep böyle devam etmektedir.

Olumlu bazı gelişmeler yaşansa da Türkçe öğretiminde ve eğitiminde eksiklerimizin çok olduğu bir gerçektir.

Eğitimimiz ne zaman ki gerçek “Millî” kimliğine kavuşursa, Türkçe’mizin ve edebiyatımızın öğretimi ne zaman ki “millî” bir mesele olarak görülürse; işte o zaman, hem eğitimimizin hem de Türkçe ve edebiyat öğretimimizin sorunları çözüme kavuşacaktır.

Arş. Gör. Halit DURSUNOĞLU

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.