Türkiye’de 250 Bin Parkinson Hastası

Türkiye’de 250 Bin Parkinson Hastası

Yapılan çalışmalar doğrultusunda Türkiye’de ortalama olarak 250 bin Parkinson hastası olduğunu vurgulayan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Acarer, “Parkinson hastalığı yaşlı nüfusa bağlı olarak artan bir hastalıktır. Yani ne kadar çok yaşlı nüfusunuz olursa o kadar çok Parkinson hastalığına sahip birey oluyor” dedi. Dünyadaki tüm tıbbi tedavilerin hemen hemen hepsinin Türkiye’de mevcut olduğunu söyleyen Dr. Acarer, cihaz destekli tedaviler denilen; beyin pili, mideden pompa veya cilt altına pompa şeklindeki tedavilerinde mümkün olduğunu anlattı.




PARKİNSON HASTALIĞI

Parkinson hastalığının insanların motor sistemini etkileyen bir rahatsızlık olduğunu söyleyen Dr. Acarer, “Hastaların elde veya ayakta tek taraflı titreme veya vücudun diğer tarafına yayılan bir titreme şeklinde görülebilir. Bazı hastalarda ise vücudun tek tarafında başlayan hareketlerde tutukluk, yavaşlama, yürürken ayağını sürme sonra vücudun diğer tarafına geçme durumuyla da karşılaşılabilir. Bir grup hastada ise hem titreme hem tutukluluğun olduğu beyin sapındaki bazı bölgelerin yıkımı ile giden bir hastalıktır” diye konuştu.

Parkinson’un yaşlanma ile birlikte artan bir hastalık olduğunu belirten Dr. Acarer, nadir de olsa 14 yaşından başlayıp 80-90 yaşlara kadar giden bir hastalık durumuyla da karşılaşılabileceğini söyledi.

KORUYUCU YÖNTEMİ YOK

Dr. Acarer hastalığın çok nadir bir kısmının genetik olduğunu ve bu grubun erken başlayan Parkinsonlara sahip olduğunu söyleyerek, “Erkenden kastım, 50 öncesi yaşlardan bahsediyorum. Büyük bir çoğunluğu ise genetik değil. Parkinson’a neden olan faktörler henüz daha bilinmiyor. ‘Şunu içerseniz olursunuz bunu içerseniz olmazsınız’ diye belli bir şey yok. Bu nedenden dolayı bu hastalığın koruyucu bir yöntemi yok” diye konuştu.

TEDAVİYLE DURDURULAMIYOR

Parkinson’un bir beyin hastalığı olduğunu vurgulayan Dr. Acarer, “Beyin sapından başlayan, beynin her bölgelerine yayılan, yıkımla gelen bir beyin hastalığıdır. Tedavisi, durumu kurtarıcıdır. Semptomatik tedavi dediğimiz tedavi yöntemini kullanıyoruz. Yani hastalığın kendisini durduran veya engelleyen bir tedavi değil, hastanın ortaya çıkardığı bulguları, titremeleri, hareketlerdeki yavaşlamaları çözen tedavi yöntemleri uyguluyoruz. Ama hastalık ne yazık ki tüm tedavilerimize rağmen ilerlemeye devam ediyor” dedi.




ERKEN EVREDE TEHLİKE TEŞKİL ETMİYOR

Hastalığın erken evrede sorun çıkarmadığını ve bu evreyi “balayı” adında beş altı yılı kapsayan süreci tanımladığını dile getiren Dr. Acarer, hastaların bu dönemde ilaçlara güzel yanıt verdiğini söyledi. Hastaların bu dönemde günlük işlerini herkesten bağımsız bir şekilde gerçekleştirebildiklerini vurgulayan Dr. Acarer, balayı döneminin bitmesiyle ilaçların etki süresinin de kısalmaya başladığının altını çizdi. Dr. Acarer, “İlaç etkili iken bazı istem dışı hareketler ortaya çıkmaya başlıyor ve hastanın yaşam kalitesi bozulmaya başlıyor. Kişinin günlük hayattaki başkasına bağımlı olma durumu artıyor. Bu durumda bizim cihaz destekli tedaviler dediğimiz; beyin pili, bağırsağa takılan bir pompa, apomorfin dediğimiz cilt altına takılan, sürekli infüzyon tedavi olarak bilinen ilacın düzenli olarak infüze edildiği veya bağırsağa verildiği tedaviler başlıyor” şeklinde konuştu.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın