Türkiye’nin Gücü

Türkiye’nin Gücü

Türkiye’nin Gücü

KİTABIN ADI Türkiye’nin Gücü
KİTABIN YAZARI Onur ÖYMEN
YAYIN EVİ VE ADRESİDoğan Kitapçılık A.Ş.Hürriyet Medya Towers 34544 Güneşli / İSTANBUL
BASIM TARİHİ3. Baskı, 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI Türkiye’de yaşayan herkesin.

KİTABIN ÖZETİ :
1. TÜRKİYE’NİN GÜÇ KAYNAKLARI :
Ulusal gücün en önemli göstergeleri nüfus, coğrafi özellikler, ekonomik durum ve askeri güç olarak sıralanmaktadır. Bunlara devletin demokratik yapısını ve iç istikrarını da eklemek gerekmektedir.

Türkiye nüfusu 1920’lerden sonra hızla artmıştır. Günümüzde bu artış hızı biraz azalmıştır. Ancak önümüzdeki elli yıl içinde gerileme beklenmemektedir. Avrupa’da ise artık nüfusta gerileme görülmekte ve bunun önümüzdeki yıllarda artacağı hesaplanmaktadır.
Türkiye nüfusu genç ve dinamiktir. 25 yaşın altındaki gençlerin sayısı 33 milyonun üstündedir. OECD rakamlarına göre 1995 yılında Tükiye’de 5 ile 29 yaş arasındaki gençler toplam nüfusun yüzde 50,6’sını oluşturacaktır. Bütün Avrupa’da Türkiye’den daha genç nüfusa sahip olan ülke bulunmamaktadır. Türkiye’ye en yakın olan yüzde 41,8 ile İrlanda’dır. 5-29 yaş grubu Almanya’da toplam nüfusun yüzde 31,1’i, Fransa’da yüzde 32’si, İngiltere ve Yunanistan’da yüzde 34,7’sidir.
Bu bilgiler de gösteriyor ki,Türkiye nüfusu genç ve dinamiktir. Batı Avrupa nüfusu ise giderek yaşlanan ve dinamizmi azalan bir nüfustur.
Avrupa Birliği,Avrupa Konseyi gibi önemli uluslar arası kuruluşlarda da nüfus unsuru ön planda gözönünde bulundurulur. Bu ve benzeri kuruluşların parlamentolarında ülkelerin temsil durumları nüfuslarına göre belirlenir. Türkiye bugün AB’ye tam üye olsaydı, Avrupa Parlamentosu’nda Almanya ve İngiltere ( 99 milletvekili var ) ‘den sonra Fransa ve İtalya ile eşit ( 87 milletvekili var ) düzeyde milletvekiline sahip olacaktı. 2014 yılında Türkiye ,o zamana kadar AB’ye tam üye olursa ,Almanya ile birlikte,Avrupa Parlamentosu’nda en çok milletvekili bulunduran ülke olacaktır.
Ayrıca Avrupa Birliği’nin esas karar organı niteliğindeki Bakanlar Konseyi’nde kararlar ağırlıklı oylama ile alınır. Oy hakkı nüfus ile doğru orantılıdır.

Türkiye,AB’ye üye olduğunda büyük olasılıkla en büyük ülkelerle aynı gruba girecek ve 10 oya sahip olacaktır. Yani nüfusunun büyüklüğünün de etkisiyle Avrupa’nın en etkili ülkelerinden biri haline gelecektir.
Türkiye’nin nüfusunun büyüklüğü,artış hızı,Avrupa için adeta bir tehlike unsuru gibi sunulmaktadır.
Türklerin Avrupa Birliği içinde serbest dolaşım hakkına sahip olmaları ihtimali neredeyse bir tehlike gibi görülüyor.
Türkiye ile birlikte Türkiye’nin güney ve doğu komşularında ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerde nüfus artmaktadır. Eğer barışçıl bir ortam sağlanabilirse Türkiye, Avrupa, Rusya ve yukarıda sayılan bölgenin yani çok büyük bir pazarın tam ortasında olacaktır. Bu durumun ekonomik ve siyasi boyutları düşünmeye değerdir.
Ayrıca nüfusumuzun eğitim-öğretim oranı da hızlı bir şekilde artmaktadır. Tahminlere göre önümüzdeki yıllarda Avrupa ile aynı seviyeye ulaşacaktır.
Türkiye, Avrupa’nın Rusya hariç en büyük yüzölçümüne sahip ülkesidir. Üç tarafının denizle çevrili olması ekonomik ve stratejik açıdan çok önemlidir. Ayrıca ekonomik kalkınma ve sanayileşme açısından önemli olan bazı madenlerin üretiminde dünyanın önde gelen ülkeleri arasındadır.

Bulunduğu stratejik konum gereği Türk ordusu 1980’li yıllardan bu yana Rusya hariç, Avrupa’nın en büyük ordusudur. Aynı zamanda oldukça modern olan ordumuz dünya orduları arasında Çin, ABD, Rusya, Hindistan ve Güney Kore ile Kuzey Kore’den sonra büyüklük açısından yedinci sırada geliyor.
2. EKONOMİ :
Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerde dostluk nişanesi olarak verdiği kapitülasyonlar ileriki dönemlerde devletin güçsüzleşmesinde çok etkili olmuştur. Olumsuz etkisi 1950’lere kadar hissedilmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında hızlı kalkınmayı sağlamak devlete düşüyordu. Özel sektör yeterince güçlü değildi. Bu yüzden KİT’ler kuruldu. Türkiye bir yandan Osmanlı’nın borçlarını öderken, bir yandan da borç almamaya özen göstererek ekonomik kalkınmanın temellerini attı. Bu gelişme büyük ölçüde sağlandı.
1980 yılından itibaren Türkiye gerçek anlamda liberal ekonomiyi uygulamaya başladı. KİT’lere olan destek azaltıldı. Özelleştirmeye başlandı. Özel sektör,turizm desteklendi. İthalatta sınırlar kaldırıldı.
Böylece Türk sanayii dış sanayii ile rekabet halinde bırakıldı ve sonuçta Türk sanayiinde müthiş bir ilerleme kaydedildi.
Türkiye kalkınma hızında uzun yıllar Avrupa’nın en iyileri arasındadır. OECD’nin satın alma gücü paritesi (ppp) hesabına göre yapılan sıralamada toplam gayri safi milli hasıla açısından şu anda Avrupa’nın ilk altı ülkesi arasındadır. Cari fiyatlara göre de Türkiye’nin toplam milli geliri altı AB ülkesinden daha yüksektir. Yine satın alma gücü paritesine göre Türkiye dünyada 17 nci sıradadır. Ayrıca komşularından hiçbirinin GSMH’sı Türkiye’den daha büyük değildir.
1994 raporlarına göre Türkiye, ABD’den sonra özel sektörü en az destekleyen ikinci ülkedir. Bu da özel sektörümüzün ne kadar güçlü olduğunu kanıtlıyor.

Türkiye, Almanya da dahil olmak üzere, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’dan çok daha liberal bir görünümdedir. Türkiye dış ticarette elde ettiği sonuçları başkalarının sanayii ürünlerinin ithalini yasaklayarak değil, doğrudan doğruya rekabet gücüne dayanarak sağlamıştır. Gümrük Birliği ile AB ülkelerine karşı korumacılık duvarlarını fiilen kaldırmıştır. Böylece Türkiye bu alanda AB üyesi olmayan ülkelerin önüne geçmiştir. Çünkü dünyada bugün AB üyesi olmadığı halde AB ile gümrük birliği yapmış başka ülke yoktur.
Ayrıca hızlı kalkınmamızın bir sonucu olarak ülkemizde yüksek enflasyon vardır. Bunun da önüne geçilmeye çalışılmaktadır.
Son olarak 1997 yılı Türkiye’de ve bazı OECD ülkelerindeki işsizlik oranlarına baktığımızda Türkiye, ABD ve İngiltere’den sonra işsizliği en az olan ülkeler arasında üçüncü sırada olup yüzde 6,6’dır.
İspanya’da yüzde 22,1, Fransa’da yüzde 12,6, İtalya’da yüzde 12,1 ve Almanya’da da yüzde 11,1’dir.
Bununla birlikte 1998’de AB’de işsizlik ortalamasının yüzde 10,8 olması öngörülmektedir.
3. AVRUPA BİRLİĞİ :
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yeni bir savaşı önlemek, savaşta etkili olan kömür ve çeliğin üretimini ve kullanımını denetlemek için 1951’de Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg arasında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. Daha sonraki yıllarda bu iş birliğinin kapsamı genişletilerek 1957’de nükleer alanda işbirliğini öngören Euratom ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan Avrupa Ekonomik Topluluğu örgütlerini kuran antlaşmalar imzalandı. Daha sonraki yıllarda bu üç kuruluş birleştirildi ve Avrupa Toplulukları adını aldı. 1992’deki Maastricht Antlaşması’ndan sonra da Avrupa Birliği’ne dönüştürüldü.

Bu birlik sayesinde 1960-1995 yılları arasında kurucu üyelerden Almanya ve Hollanda’nın GSMH’larında 26 kat,İtalya’nınkinde 23 kat,Fransa,Belçika ve Lüksemburg’inkindeyse 20 kat artış görülüyor.
AB üyesi olmak için Avrupalı olmak ve demokratik olmak gerekiyor. Dünya ölçeğinde bakıldığında AB’nin yeterince başarılı olmadığı birçok alan bulunmaktadır. AB ülkelerindeki büyük sanayici ve işadamlarının üst kuruluşu olan UNICEF’in 1998 yılında yayımladığı bir raporda AB’nin rekabet gücünde ABD ile Japonya’nın gerisinde olduğu belirtiliyor.
AB bütçesi üye ülkelerden alınan KDV gelirleri ve üye ülkelerin GSMH’larına göre yaptıkları katkılardan oluşuyor. Bu fon pek çok yere harcanıyor. Bir kısmı da topluluğun ekonomik açıdan zayıf ülkelerine yardım olarak veriliyor.
AB ülkeleri Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini genişlemeye dahil etmiş, ancak Türkiye pek çok yönden bu ülkelerden daha iyi durumda olmasına rağmen genişlemeye dahil edilmemiştir.
4. DEMOKRASİ :
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra demokrasinin en ileri olduğu ülkelerde bile sorunlar yaşanmıştır.

Belki birkaç küçük Avrupa ülkesi hariç,demokratik rejimler dönem dönem tehlikeye düşmüştür. Bugün AB üyesi olan bazı Avrupa ülkeleri savaştan sonra yıllarca diktatörlük yönetimleri altında yaşamışlardır. Bütün batı Avrupa ülkelerinde bugünkü anlamda demokrasilerin yerleşmesi ancak savaşın sona ermesinden 20 yıl sonra mümkün olmuştur. Bu geçen süre içinde Avrupa’nın en büyük demokrasileri de sömürgelerinin tasfiyesiyle uğraşmışlar, bu da kolay olmamıştır. Denizaşırı topraklarda yapılan savaşlar veya silahlı mücadeleler sırasında yüz binlerce insan hayatını kaybetmiştir.
Bazı anayasalarda devlet güvenliğinin tehlikeye düştüğü hallerde devlet başkanına olağanüstü yetkiler verilmiştir. 1980’li yılların başına kadar bazı batı Avrupa ülkelerinde basın özgürlüğünü kısıtlayan veya denetim altına alan hükümler vardır. Bazı ülkelerin anayasaları ise azınlık kavramına yer vermemektedir. Örneğin; Fransız Anayasası’nda azınlıklardan söz edilmemektedir.
Türkiye daha 1920 yılında,Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni kurduğundan beri egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesini benimsemiştir.

Türkiye’de demokrasi,İkinci Dünya Savaşı’nda bazı batı ülkelerinde görüldüğü gibi,yabancı egemen ülkeler tarafından yerleştirilmemiş, eski Fransız ve İngiliz sömürgelerinde olduğu gibi, ülkeyi bir süre yönettikten sonra geri çekilmekte olan ülkeler tarafından da kurulmamıştır. Türklerin kendi özgür seçimleriyle yerleşmiştir. Bu olgu Türkiye’de demokratik kurumlara daha güçlü yaşama şansı tanımaktadır.
200 yıldır sürekli biçimde çağdaşlaşan,büyük reformlar yapan,112 yıl önce ilk anayasasını kabul etmiş ve ilk seçimlerini yapmış bulunan,78 yıldır parlamenter rejimle, 75 yıldır Cumhuriyet rejimiyle yönetilen, 52 yıldır çok partili rejime sahip bir ülkenin demokrasi eksikliği gerekçesiyle Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecine bile sokulmak istenmemesini makul nedenlerle açıklamak mümkün değildir.
5. İNSAN HAKLARI :
İnsan hakları alanında en eski ve en temel metinlerden biri 26 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi’dir. Bu beyannamenin birinci maddesinde insanların özgür doğdukları ve yasalar önünde eşit oldukları belirtiliyor. Bu ilke 1924 tarihli Türk Anayasası’nın 68. Maddesinde de yer alıyor. 1924 anayasasının pek çok maddesi bu beyannamenin ilkelerini içeriyor. Örneğin; 70. Maddede “Kişisel dokunulmazlık, vicdan, düşünce, söz, yayın, seyahat….. toplanma….. özgürlükleri Türklerin doğal hukukundandır.” deniliyor.73. Maddede aynen şöyle: “İşkence, eziyet, müsadere ve angarya yasaktır.”, 75.Madde : “Hiçbir kimse mensup olduğu felsefi düşünce, din ve mezhepten dolayı eleştirilemez.”

Sonraki anayasalarımızda da bunlar korunmuştur. Ayrıca Türkiye 1987 yılından beri Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvuru hakkını kabul etmiştir.
1960-1997 döneminde Avrupa İnsan Hakları Divanı’nın bazı ülkeler hakkında verdiği kararlara baktığımızda Türkiye 11, Avusturya 44, Belçika 24, Fransa 40, Yunanistan 22, İngiltere 50, İtalya 98 olayda insan haklarını ihlal etmiştir.
SONUÇ :
1. KİTABIN ANA FİKRİ :
Bir Avrupa ülkesi olan ve yüksek bir kültüre ve insani değerlere sahip bulunan Türkiye, bugün demokrasi içinde kalkınan bölgesel bir güç haline gelmiştir. Bazı yabancıların deyimiyle 20. yüzyıla “Avrupa’nın hasta adamı” olarak giren Türkiye, yüzyılı, ileri, güçlü ve çağdaş bir ülke olarak tamamlamaktadır. Öyle ki araştırmalar Türkiye’nin birçok açıdan, yalnız Avrupa’nın değil, dünyanın ön sıralarda gelen devletlerinden biri olduğunu gösteriyor. Türkiye, özellikle son yıllardaki gelişmesiyle, ileri ülkelerle kıyaslanabilecek duruma gelmiştir. Durum böyleyken hala Türkiye’nin Avrupa’dan dışlanmasını anlamak pek kolay değildir. Ancak AB’ye girse de girmese de Türkiye 21. yüzyılda dünyanın her alanda en ileri ülkeleri,en güçlü,en uygar devletleri arasında yerini alacaktır.
2. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
Kitap Türkiye’nin kendisini ne Avrupa devletlerinden ne de dünya devletlerinden küçük görmesine gerek olmadığını, çoğundan daha iyi durumda olduğunu araştırmalarla ortaya koymaktadır. Bununla birlikte eksiklerimizin de olduğunu, onları gidermek ve daha ileri düzeylere çıkmak için çok çalışmamız gerektiğini ifade etmektedir.

3. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Kitabın ortaya çıkardığı gerçekler pek çok kişi tarafından bilinmemektedir. Türkiye’nin her alanda mevcut potansiyelini ve diğer ülkelerle bilimsel verilerle karşılaştırılmasını ortaya koyan kıymetli bir eser olduğu değerlendirilmektedir.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın