Umutlar şans oyunlarına kalmışsa…

Umutlar şans oyunlarına kalmışsa…

Duymuşsunuzdur…

Yaşadığı ekonomik bungunluklardan dolayı, yapmak istediği birçok şeyin gerisinde kaldığını düşünmüş “bizimki”…

Çalışıyormuş, çabalıyormuş, yorgunluk sözcüğünü ağzına almıyormuş amma; yine de içinden geçtiği gibi bir yaşamı yakalayabilmeyi bırakın, uzağından bile geçemiyormuş!

Birine çelme takmayı, haksızca güç edinmeyi, hakkı olmayanı almayı ne denemiş, ne de deneyenlere iyi gözle bakmış!

Hep baş sallamakla zamanı geçenlerin içinde bulundukları, kendince ‘erişilmez’ olanakları da görünce, gecenin bir yerinde evinin karanlık bir odasına geçip birkaç dakka düşündükten sonra söylenmeye başlamış…

***

Demiş ki:

Nerede yanlış yapıyorum?

Doğru yürü, diyorsun; doğru yürüyorum!

Hakkın olmayana el uzatma, diyorsun; uzatmıyorum!

Hırsızlık yapma, diyorsun; yapmıyorum!

Büyüğün say, diyorsun; sayıyorum!

Küçüğünü sev, diyorsun; seviyorum!

Çevreni, doğanı koru, diyorsun; koruyorum!

Yanlışı nerede yapıyorum da tüm kapıları bana kapatıyorsun?

Bırak beni, yakınımda olanlar da benden kaynaklı yaşamın ergilerinden yararlanmakta zorluk çekiyor!

Bu zorluklardan dolayı yakınlarımla ilişkilerim bozuldu!

Ne yapmam gerekiyor, yaşamımın ‘birazcık’ güzelleşmesi için, söyle bana?

***

Biraz susmuş, bizimki…

Hava soğuk olmasına karşın, sıkı sıkıya kapalı pencereden sesler geliyormuş.

Pencere camına bahçedeki çam ağacının dalları sürtünürken çıkardığı ses ‘anlatamadığı’ biçimde karanlık odada yayılmış!

Hiç anlatamayacağı,

Hangi dilden olduğu belirsiz,

Ancak her kulağına gelişinde yüz şeklinin değiştiğini duyumsamış…

Bizimkinin anlatamadığı seslerin her gelişi yüzünde belirmiş…

“Bir gerekçe olmalı” demiş ses…

“Nasıl bir gerekçe” diye sormuş, bizimki.

“Nasıl anlatayım sana ki… Her hangi bir şans oyunu gibi, bir define aramak gibi, piyango gibi…”

“Eeee” demiş…

“Eee’si yok bu işin, bunlardan birini dene ki istediğin bir yaşam için şansın olsun…”

Odanın lambası yanıp, eşinin ‘ne yapıyorsun’ burada demesiyle birlikte sesler kesilmiş, kendine gelmiş.

Biraz sessizlikten sonra, ‘yarın bir piyango alacağım’ demiş.

Eşi ‘tamam yarın alırsın, yemek hazır gel’ demiş…

***

Bu olayı neden anlatma gereği duydum ki, durduk yerde?

Öyle değil! İnsanın yarınının, umudunun ‘piyango ile şans oyunlarına’ kalması, kalmaması durumunda yaşamının tümden anlamını yitirmesi…

Şimdi, tanıdıklarımın bazıları işi ‘beklemeye’ bırakırken, kimilerinin ‘yatırlarda, ziyaretlerde, ocaklarda’ umut aradığını da duydum!

Kalıtsallaşmış biçimde, her gününü olmasa bile haftada bir gününü, işin eğlencesinden çok ‘inancını’ taşıyarak kapıldıklarını duydum!

On yıldır ‘atama’ bekleyen öğretmen adayından tutun da,

Askerden tezkere alalı on yılı aşmış, iş bulamadığından dolayı çırpınan delikanlıya…

Yaşamın bir yerinden tutunmak isteyip de, tutunacak yerlerin engellenmesi…

Toprağı var, ekemiyor,

Suyu var, kullanamıyor,

Genci var, iş veremiyor,

Doğası var, koruyamıyor,

İnsanı var, sevemiyor…

Şans oyunları yeter, der gibi!



***

İnsanın beklentileri, umutları kulağa uğultuyla gelen seslere, ya da şans oyunlarına kalmışsa eğer;

Orada artık emekten,

Orada artık bilimden,

Orada artık üretmekten,

Orada artık gelişmekten,

Orada artık yarından söz edilemez!

Eğer ülkenin dört gencinden biri işsiz bırakılarak bu ‘oyunlara’ gebe kalmasının önü açılmak isteniyorsa emeğe, bilime, üretime, gelişmelere, yarına hayınlık ediliyor demektir!

SÜMER’İN ‘ON MADDELİK’ SORUSU

Dün gazetelerde CHP Milletvekili Orhan Sümer’in ‘On maddelik’ sorusu yer aldı. Sümer, soruyu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya soruyordu. Bu güne değin onlarca soru önergesi ile karşılaştım, ancak böylesine; karışık, birbirine giren, yinelenen, anlamını yitiren bir bülten görmedim, dersem yeridir. Bültende, sözde Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı sorgulanıyordu. Örneğin, ‘Kılıçdaroğlu’na yönelik sözlerden dolayı özür dileyecek misiniz’ deniyordu. Bakan Soylu, bundan dönüş olmadığını yineleyerek gösterdi! Örneğin, ‘dışarıdan cenazeye kaç kişi geldiği’ soruluyordu. Bir cenazeye katılmak için bir yerlerden izin almak gibi bir koşul mu var, bilmiyorum! Örneğin ‘provokasyon için önceden bilgi alınmış mıdır’ deniyor. Böyle bir sorunun ‘bende’ bile karşılığı yok, biliyor musunuz? Daha başkaları da var…

Sümer’in ‘on maddelik’ sorusu, doyuruculuktan yoksun!

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN