Vakıa Suresi’ndeki Üç Sınıf İnsan Kimler?

Vakıa Suresi’ndeki Üç Sınıf İnsan Kimler?

Vakıa Suresi’nin 7’nci ayeti ”Ve küntüm ezvâcen selâseten” diyor. Yani ”İza vakıati’l-vakıa” denen zamanda… o şaşılacak olayların meydana geldiği hengamda, siz insanlar üç sınıf olmuşsunuzdur. Burada ‘siz’  zamiri, sadece ayetin muhatap aldığı insanları göstermez. Kur’an’ın her zamanda, her asırda muhatap aldığı insanlar ‘siz’ (entüm) zamiri çerçevesindedir.

Ayetten anlaşılan şu: Yeryüzünün deşilmesi, yeraltına indirecek, çıkaracak yürüyen merdivenlerin ve asansörlerin yapılması, yapılmış binaların yenisini ve daha moderninin inşa edilmesi için parça parça edilerek heba edilmesi, ortadan kaldırılması olaylarının meydana geldiği zamanda, insanlar üç sınıf olacaklardır.

Acaba insanların üç sınıf olması ne demektir?

İnsanları üç sınıfa ayıran 8’nci, 9’ncu, 10’ncu ve 11’nci ayetler şöyle:

”Fe ashâbü‘l-meymeneti mâ ashabü‘l-meymene”; ”ve ashabü‘l-meş’emeti mâ ashabü‘l-meş’eme”; ”ve’s-sâbikuune’s-sâbikuune”; ”ülâike’l-mukarrabûn”

Kur’an mealcileri, ‘ashab’ül-meymene’ kelimesine, uğurlu, bereketli kimseler, şeklinde anlam vermişler. ‘Ashabü’l-meş’eme’ kelimesini, uğursuzlar, sol taraftakiler, bahtsızlar, mutsuzlar şeklinde anlamlandırmışlar. Hele Diyanet, ‘ashabü’l-meş’eme’ kelimesinin anlamını, hem eski hem yeni meal kitabında, kötülük işleyenler, kötülüğe batanlar şeklinde vermiş. (Bu anlamı nasıl verebilmiş?)

Ayetlerin sözcüklerini irdelemeden önce, Türkçe meallerde kullanılan üç sözcüğü irdeleyelim.

Meallerde ashabü’l-meymeneye karşılık gösterilen sözcükler: ‘Uğurlu’, ‘bereketli’.

Meallerde ashabü’l-meş’meye karşılık gösterilen sözcükler: ‘Uğursuzlar’, ‘kötülük işleyenler’.

Anlamı Türkçe verilen sözcüklerin Türkçe lügatteki karşılıkları şöyle:

Uğur: (isim). Yön. Yol. Hayır. Bereket. İyilik. İyilik getirdiğine inanılan şey veya belirti.

Uğurlu: (sıfat). Uğur getirdiği kabul edilen. Hayırlı, bereketli. (TDK ve D. Mehmet Doğan)

Uğursuz: (sıfat) Uğuru olmayan, kötülük getiren. (D. Mehmet Doğan)

Uğursuz: (sıfat) Kendinde uğursuzluk bulunan, yomsuz, kadersiz, meymenetsiz, menhus, musibet, meş’um, şom. (Türk Dil Kurumu)

Kur’an ayetlerini anlama çabamız, Türkçe lügatlerde ‘uğursuz’ sözcüğüne verilen bu karşılıklar yüzünden, zora giriyor.

UĞUR sözcüğü, yön, yol, hayır, bereket, iyilik ise… UĞURLU sözcüğü, hayır getirdiğine inanılan demek ise… ki bu hayır getirdiğine inanılan kimse veya şey hayra gidilmesine sebep olandır, yol gösterendir, bereket getireceğine inanılan tavırdır… O zaman UĞURSUZ sıfatı meymenetsiz, menhus, kötülük getiren kimse veya şey demek mi olur? Yoksa, gidilecek yönü, yolu bilemeyen, bulamayan, neyin hayır getireceği anlatıldığında anlayamayan kimse demek mi olur?

Şimdi Vakıa Süresi’nin 8,9,10 ve 11’nci ayetlerindeki sözcükleri irdeleyelim:

Meymene:  ‘Yemene’ fiilinden türemiş zarf olan isimdir. Berekete uğranılacak yer demektir. Burası, bir bağ, bir tarla olabileceği gibi, bir okul, bir dersane, bir büro da olabilir. Belediyenin veya devletin, toplum bireylerinin yararlanması için şehir içinde hazırladığı özel yer de olabilir. ‘Ashabü’l-meymene’, buraların müdavimleridir. Buranın müdavimleri beyin ve zihin gücüyle faaliyet gösterirler. İleriki zamanda rizki kabul ederek girişimde bulunurlar. Üretim için tasarlama, planlama, organize etme bunların uğraş biçimi olacaktır.

Meş’eme: ‘Şeeme’ fiilinden türemiş zarf olan isimdir. Burası, meymene olan yere veya yerlere, yakın olunmadığı için giremeyen, oradaki ilmi ve fikri değerleri anlama kapasitesi yetmeyen, yaşamını bir şekilde devam ettirme arzusundaki kimselerin bulundukları yerdir veya yerlerdir. Buraları pazar, çarşı gibi yerler olabildiği gibi inşaat alanı, maden bölgesi de olabilir. ‘Ashabü’l-meş’eme’, böyle yerlerin veya alanların müdavimleridir. Nasip beklerler ve nasibi elde etmek için beden gücünü kullanırlar. Burada onlardan hizmet almak için istekte bulunacak kimselerin vicdanlı mı vicdansız mı oladuğu bilinemez. Vicdansızlar ‘ashabü’l-meş’eme’ mensuplarından karın tokluğuna hizmet beklerler. Onların ölmeleri, sakatlanmaları vicdansızların umurlarında değildir.

Sâbikk: ‘Yarışmak’ anlamındaki ‘sebeka’ fiilinin öznesidir. Sabikun, ‘sebeka’ fiilini işleyenlerdir. Bunlar, dünya nimetlerinden faydalanmak isteyen, daha güzel şartlarda yaşamak için atılım yapan kimselerdir. Ya finasları vardır, ya finans edinebilir güçtedirler. Daha konforlu konut, büro ve otomobil edinmek için birbirleriyle yarışırlar. Şartlar bozulduğu zamana kadar bu devam eder. 11’nci ayet bu kimseleri ‘mukarrabûn’ sıfatıyla anıyor.

Mukarreb: ‘Yaklaşmak’ anlamındaki ‘takrîb’ fiilinin öznesidir. Takrib fiili, bir şeyin veya bir kimsenin bir şeye veya bir yere hararetle yaklaştığını belirtmek için kullanılıyor. Yaklaşılan bir şey veya yer, HEDEFtir. Hedef tutanlarda ‘sabeka’ fiili görülebilir. Hedef, sosyal alanda konuttur. Ticari alanda bürodur. Ekonomi alanında şirket açılacak mekan, üretim yapılacak fabrikadır. Siyaset alanında meclisteki kotuk olur hedef. Daha ileri safhada saray olur. Mukarrabün, bu hedeflere hararetli bir şekilde yaklaşanlardır.

İbrahim Faik Bayav
(24.08.2020 09:00)

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın