Yargıtay Kararlarında “Evlilik Birliğinin Sarsılması” nedeni ile Boşanma

Yargıtay Kararlarında “Evlilik Birliğinin Sarsılması” nedeni ile Boşanma

Yargıtay Kararlarında Evlilik Birliğinin Sarsılması nedeni ile Boşanma

Yargıtay Kararlarında “Evlilik Birliğinin Sarsılması veya Müşterek Hayatın Yeniden Kurulamaması” Nedeniyle Boşanma (Mk. 134) (Av. Talih UYAR)
“Evlilik birliğinin sarsılması veya müşterek hayatın yeniden kurulamaması” kenar başlığını taşayan MK. 134, 4.5.1988 tarihinde 3444 sayılı kanun ile yapılan değişiklik sonucunda bugünkü şeklini almıştır.
Daha önce bu hüküm “imtizaçsızlık” kenar başlığını taşıyor ve iki fıkradan oluşuyordu.*
Adalet Bakanlığı`nda 1951 yılında Medeni Kanunun değiştirilmesi amacı ile, Bakanlık bünyesinde “hukuk doktrin ve uygulamasında temayüz etmiş değerli hukukçulardan oluşan bir komisyon kurularak”1 çalışmalara başlanmış ve bu çalışmalar sonucunda -son redaksiyonu komisyon raportörlüğünü yürüten Ord. Prof. Dr. H.V. Velidedeoğlu tarafından yapılan- ve 1971 yılında yayınlanan “Türk Medeni Kanunu Ön Tasarısı” ortaya çıkmıştır.
Bu Ön Tasarı hazırlanırken, medeni Kanunun diğer maddeleri yanında doktrinde2 “genel boşanma sebebi” olarak nitelendirilen bu hükmün “uygulamada çıkan sorunlar ve beliren gereksinimler karşısında yetersiz kaldığı” belirtilerek “hükmün bunlara cevap verecek bir içeriğe kavuşturulması” dileği ile MK. 134 de ele alınmış ve hazırlanan Ön Tasarıda bu madde MK.134 ve 134/A maddeleri olarak – kenar başlıktaki (imtizaçsızlık) kelimesi yerine, aslında olduğu gibi (evlilik birliğinin sarsılması) ve (ortak hayatın kurulamaması) kenar başlıkları ile aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir. Gerçekten, bu Ön Tasarıda;
“Evlilik birliğinin kökünden sarsılmasını bir boşanma sebebi olarak koymuş olan bu madde uygulamada en çok güçlük doğuran ve çeşitli tatbikata sebep olmuş bulunan bir maddedir. Bir defa bu maddedeki (geçimsizlik) acaba objektif olarak mı, yoksa subjektif olarak mı değerlendirilecektir? Yani eşlerden hiçbirine kusur isnat edilmesi mümkün olmadığı halde sadece onların yaradılış ve karakter bakımından ayrı ayrı tabiatlarda olması ve bu yüzden evlilik birliğinin sarsılması bir boşanma sebebi teşkil edecek midir? Eğer bu düşünce kabul edilirse bu madde objektif olarak yorumlanacak ve uygulanacak demektir. Yok eğer bu geçimsizliğin temelinde ille bir kusur aranması şartının kabul edilmesi maddenin subjektif yorumlanması ve uygulanması demektir.
Medeni Kanunumuzun boşanma hükümlerinin esprisi ve bu tasarıyla yapılan değişiklikler bu maddenin objektif olarak yorumlanmasını gerektirmektedir. Aksi takdirde, sırf karakter ayrılığı yüzünden bu maddeye dayanarak boşanmak isteyen eşleri birbirine karşı ille kusur yüklemeye zorlamak ve mahkeme huzurunda isnatlarda bulunmak gibi hiç de doğru olmayan hareketlere sevketmek sonucu doğar.
Bu maddenin uygulamada güçlükler doğurması pek tabidir. Çünkü boşanmalarda en çok dayanılan madde, gerek bizde ve gerek İsviçre`de bu maddedir.
İsviçre`de 1941 yılında vuku bulan 3066 boşanmadan 2412`si geçimsizlik yüzünden ve geri kalan 654`ü de öteki beş boşanma sebebi yüzünden olmuştur.
Türk Mahkemelerinde de 1932-1942 yıllarında verilmiş olan bütün boşanma kararlarının %60` geçimsizlik sebebine, geri kalanın %40`ı ise öteki beş sebebe dayanmaktadır. Yine Türkiye`de 1946-1952 yıllarında verilen topyekün 54.124 boşanma kararından 32.928`i yani %70`i geçimsizliğe ve geri kalan %30`u öteki beş boşanma sebebine dayanmaktadır. Durum böyle olunca (geçimsizlik) yani evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebinin boşanma bakımından ne kadar önemli olduğu kendiliğinden meydana çıkmaktadır.
Yukarıda boşanmaya ait (4. Bölümün) başındaki genel düşünce ve gerekçede ayrıntılı bir şekilde belirtildiği gibi Yargıtay`ın yerleşmiş içtihatlarına göre 134. madde subjektif açıdan yorumlanıp uygulanmakta ve mahkemelerin -davacının dava hakkını tespit için- kusur meselesini kendiliğinden daha başlangıçta araştırması gerektiği kabul edilmiş bulunmaktadır. Bundan da tabiatıyla büyük sakıncalar doğmaktadır. Bu sebeple bu maddeye eklenen son fıkra ile (taraflar ileri sürmedikçe yargıcın kendiliğinden ve doğrudan doğruya kusuru araştıramayacağına) dair bir fıkra eklenmiştir.
Bununla birlikte geçimsizliğe dayanan boşanma davalarında eşler, genel olarak birbirlerine kusur yüklediklerinden bu kusurun derecesini tayin etmek davanın kabul veya reddi bakımından yine de önemlidir. Yani hiçbir kusur yüklenmediği halde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı mahkemece ispat edilince, yargıç artık kendiliğinden kusuru aramakla ödevli olmadığı halde, yukarıda belirtildiği gibi, birçok durumlarda eşler birbirlerine kusur yüklediği için bu kusurlardaki ağırlık derecesini yargıcın o zaman araması ve ölçmesi zorunludur. Eğer kusur sadece davacıda ise onun kendi kusuruyla sebep olduğu geçimsizliğe dayanarak dava açması, tabiatıyla caiz değildir. Eğer davacının kusuru ile birlikte davalı da kusurlu ise fakat davacının kusuru davalınınkine kıyasla çok ağır bulunuyorsa, bu halde dahi davacının davasını reddetmek gerekir. İşte bu maddeye eklenen son fıkra kusur meselesinden doğan güçlüğün bir kısmını hafifletmiş yani kusurun davanın başında hakim tarafından doğrudan doğruya araştırması hususundaki içtihadı kaldırarak, bunun göz önüne alınmasını ancak eşlerden birinin bunu ileri sürmesi şartına bağlamıştır. Bununla birlikte eşlerden biri ötekinin kusurunu ileri sürdüğü zaman bunun araştırılması ve iddianın doğru olup olmadığının saptanması yargıcın görevidir. Eğer dava, davacının kusurunun ağır basması yüzünden reddolunmuşsa o zaman çok uzun süren ayrı yaşamaların doğurduğu sakıncaları gidermek için Medeni Kanuna eklenen 134/A maddesine göre boşanma davası açma yolu, o maddedeki şartlar dairesinde, yine açıktır.”
Gerekçesiyle, MK. 134: “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, onlardan her biri boşanma davası açabilir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında eşlerden yalnız birinin ağır kusuru varsa veya her ikisi kusurlu olup da, birinin kusuru ötekine kıyasla çok ağır ise, boşanma davasını yalnız öteki eş açabilir.
Taraflar ileri sürmedikçe yargıç, kusuru kendiliğinden göze alamaz.”
şeklinde düzenlenmiştir.
Yine bu Ön Tasarıda;
“Bu kuralın yasaya eklenmesinin sebepleri, hayatta bugün çok rastlanan bir olayı göz önüne almak zorunluluğudur. Bu olay, boşanma davası reddolunan eşin aynı sebeple yeniden dava açamaması ve ortak hayatın yeniden başlamaması yüzünden eşlerin çok uzun yıllar tamamen ayrı yaşamak zorunda kalmaları olayıdır. Böylece evlilik bağlantısı devam ettiği halde fiili ayrılık, müzmin bir hastalık gibi yıllar boyu sürüp gitmektedir. Mesela bir kimse geçimsizlik yüzünden boşanma davası açmış fakat kendi kusuru mahkemece ağır görüldüğü için bu davası reddedilmiştir; bu durumda o kimse ortak hayata dönmek istemezse ne olacaktır? Bugünkü toplum hayatımızda bu yüzden beş hatta on yıl ve daha fazla bir süre ayrı yaşamakta olan karı kocaya rastlanmaktadır. Bu durum onları belki de mutlu olabilecekleri yeni bir aile yuvası kurmaktan alıkoyduğu gibi nikâhsız veya gizli birleşmelere de sevketmekte, ahlak düşmekte, ayrıca soydanlığı düzgün olmayan çocuklar gizlice dünyaya gelmektedir.
Boşanma davası açan taraf daha çok kusurlu olduğu için davası reddolunursa ve o taraf ortak hayata geri dönmek istemezse kanuni müeyyideler hiçbir zaman onu bu hayata geri dönmeye zorlayamaz. Şu halde bu gibi durumlara bir çare bulmak lazımdır. işte bu tasarıya konulmuş olan 134/A maddesi ile bu çare düşünülmüştür. Gerçi buna karşı: (bu madde kusurlu eşe tek taraflı olarak boşanma imkânı sağlamaktadır) denilebilir. Bu itirazda gerçek payı olmakla beraber, davası reddolunan eş, uzun süre ortak hayata dönmedikten sonra bu evlilikten eşler ve varsa çocuklar ve nihayet toplum ne hayır bekleyecektir? Kaldı ki Medeni Kanunun nafaka ve tazminatla ilgili maddelerinde yapılan değişiklikler ile kusursuz eşi tatmin etmek ve onun maddi zararlara uğramasına meydan vermemek ayrıca sağlanmış bulunmaktadır. Yasaya yeni eklenen bu 134/A maddesinden yararlanmak isteyecek tarafın çoğu defa koca olacağı düşünülürse, boşanan kadının mağdur olmaması nafaka ve tazminat hükümlerindeki değişikliklerle sağlanmasındaki isabet kendiliğinden meydana çıkar. Ayrıca 134/A maddesinde beş yıl gibi oldukça uzun bir süre konulması ve bu sürenin boşanmanın reddine dair kararın kesinleşmesinden başlatılması da ekseriye mağdur durumda bulunan ve mali ve iktisadi çaresizlikler içinde kalan kadını koruyacak tedbirlerdendir.
Birikmiş durumda olan uzun süreli ayrılıkları, Medeni Kanunda yapılan bu değişiklik ile tasfiye etmek için yeni eklenen 134/A maddesinde (bu yasanın yürürlüğe girmesinden önce veya sonra) kaydı konulmuş ve böylece Medeni Kanunda yapılan bu değişiklik, daha önceki durumları kapsayacak şekilde ifadeye bağlanmıştır. Ancak bu eski durumlara, yasanın bu tasarıyla değiştirilen nafaka, yoksulluk nafakası ve tazminat hükümleri uygulanmak suretiyle, bu tasarının kanunlaşmasından önceki boşanma davalarıyla sonraki boşanma davaları arasında bir fark ve ayrım gözetilmeyerek adalet eşit olarak sağlanmıştır.
Davası reddolunan eş 134/A maddesine göre boşanabilmek için red kararının kesinleşmesinden başlayarak beş yıl beklemek zorunda olduğuna göre, bu madde gelişigüzel tek taraflı boşanmalara açık kapı bırakan bir madde değildir.
Bundan başka yukarıda belirtilen tazminat ve nafaka istemleri hakkı da, herhangi bir tereddüte yer vermeyecek şekilde 134/A maddesinin ikinci fıkrasında ayrıca belirtilmiş ve bu hakların saklı olduğu kuralı konmuştur.”
Gerekçesiyle, MK.134/A: “Bu yasanın yürürlüğe girmesinden önce veya sonra, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış olan boşanma davasının reddine karar verilmiş ve kararın kesinleştiği tarihten beş yıl geçtiği halde, eşlerden birinin istemi üzerine her halde boşanmaya karar verilir.
Bu yasaya göre tazminat ve nafaka istemi hakkı olan tarafın bu hakkı saklıdır.”
şeklinde düzenlenmiştir.3
Bu “Ön Tasarı”dan sonra 28.4.1976 yılında yeni bir komisyon kurularak çalışmalara başlanmış ancak 17.2.1978 tarihinde bu komisyonun çalışmalarına son verilmiştir. Milli Güvenlik Konseyi döneminde komisyon çalışmalarının yeniden başlaması uygun görülerek ilk toplantısını, 3.7.1981 tarihinde yapan yeni komisyona 1981 yılında E. Şener, 1982 yılında Prof. Dr. K. T. Gürsoy ve 1983-1984 yılında da Prof. Dr. K. Oğuzman`ın başkanlık etmesiyle, komisyon çalışmalarını 17.6.1984 tarihinde tamamlamış ve bu suretle 1984 tarihli “Türk Medeni Kanunu Öntasarısı” ortaya çıkmıştır.
Bu “Öntasarı” da -bugün yürürlükte olan 134. madde- “evlilik birliğinin sarsılması” kenar başlığı ile, 130. madde olarak;
“Geçimsizlik sebebiyle boşanma hükümleri toplumda üzerinde çok durulan bir konudur.
Bir eşin kendi kusuru ile evlilik birliğini sarsmış olmasına rağmen geçimsizliğe dayanarak boşanma davası açıp açamaması ve eşlerin boşanma için anlaşmış olmalarının boşanma kararı verilmesi için yeterli sayılıp sayılmaması, üzerinde durulan iki önemli sorundur.
Birinci konuda yürürlükteki kanunun 134/II`de yer alan “eğer geçimsizlik iki taraftan birine daha ziyade kabili isnat ise boşanma davasını ikame hakkı ancak diğer tarafa aittir” hükmünün katı bir tarzda uygulanması şikâyetlerin odak noktasını teşkil etmektedir.
Belirli bir süre, mesela beş yıl, eşlerin ayrı yaşamış olması halinde kesinlikle boşanma kararı verilmesini öngörerek şikâyetleri gidermeye çalışmak ise, tam aksi yönde sakıncalara yol açacak ve evliliğin geçici heveslere alet edilmesine, toplumun temelini teşkil eden aile müessesesinin ciddiyetinin azalmasına elverişli bir ortam yaratacaktır.
Tasarıda aile müessesesini zayıflatmayacak fakat devamında yarar kalmayan evliliklerde de sırf davacı daha fazla kusurludur diye boşanmayı engellemeyecek bir çözüme yer verilmiştir. Evvela herhangi bir kusur şartı aranmaksızın evlilik birliğini temelinden sarsan geçimsizliğin boşanma sebebi teşkil edeceği temel kural olarak birinci fıkrada kabul edildikten sonra ikinci fıkrada, evlilik birliğini temelinden sarsarak boşanma sebebi teşkil eden olaylarda davacının daha fazla kusurlu olması halinde davalının boşanmaya itiraz edebileceği belirtilmiştir. Fakat, şayet evliliğin devamında davalı eş ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa, daha genel ifadesiyle davalının boşanmamakta direnmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise, itiraz etkisini kaybedecek ve davacı daha fazla kusuru olmasına rağmen hakim, boşanmaya karar verecektir.
Eşlerin uzun süre ayrı yaşamaları, olayın tüm şartları dikkate alınarak evlilik birliğinin devamında yarar kalmadığını gösteren bir unsur teşkil edebilir. Bir olayda, şartlar dikkate alınınca, üç yıldır eşlerin ayrı yaşaması artık evliliğin devamında yarar kalmadığı sonucuna götürebilirken, başka bir olayda, yedi yıldır ayrı yaşama, aynı nitelikte görülmeyebilir. Evliliğin süresi, eşlerin yaşları, sağlık durumları, boşanmanın çocuklar üzerinde yapacağı çeşitli faktörler, boşanmaya itiraz eden eşin hakkını kötüye kullanıp kullanmadığını takdir etme hususunda rol oynayacaktır.
İkinci konuda, yürürlükteki kanun, tarafların anlaşmasını boşanma için yeterli saymamıştır. Uygulamada tarafların anlaşması bazen boşanmayı sağlamakta bazen sağlamamaktadır. Bu hususta tasarıyla getirilen esas, eşlerin bir yıl ayrı yaşamış olmaları halinde birlikte başvurdukları veya birinin açtığı davayı diğeri kabul ettiği takdirde, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı hususunda başka delil aranmasına gerek olmaksızın boşanmaya karar verilmesidir. Fakat bu hususta hakimin, tarafları dinlemesi ve boşanma iradesinin serbestçe açıklandığı kanaatine varması şarttır.
Böylece her ikisi de boşanmayı isteyen eşlere bu imkân tanınmış, fakat bir yıl ayrı yaşama kaydıyla, küçük kırgınlıklarda ani olarak yapılacak boşanma taleplerinin etkili olması önlenmek istenmiştir. Hakimin, tarafları dinlemesi ise, çeşitli baskılarla alınabilecek rızaları etkisiz kılmakta önemli bir tedbir olabilecektir.”
şeklindeki gerekçeyle
MK.130: “Ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı hallerde eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Evlilik birliğini temelinden sarsan olaylarda davacının kusuru daha ağır olduğu takdirde davalının itiraz hakkı vardır. Bununla beraber, davalının itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve özellikle evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa davacının kusurunun daha ağır olması boşanma kararının verilmesine engel olmaz.
Evlilik en az bir yıl sürmüşse, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin bizzat tarafları dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır.”
şeklinde değiştirilmiştir.4
1998 yılında hazırlanan -ve halen TBMM`de görüşülmek üzere sırasını bekleyen- (3). Medeni Kanun Öntasarısında “evlilik birliğinin sarsılması” kenar başlığı ile 166. madde olarak “yürürlükteki 134. maddede, 3444 Sayılı kanunla yapılmış değişiklik uygun görülerek ve herhangi bir değişiklik yapılmayarak” -sadece kenar başlığı kısaltılarak- madde aynen muhafaza edilmiştir.5
MK.134 ile ilgili bu kısa “tarihçe”ye ilişkin açıklamalardan sonra, on yılı aşkın süredir uygulanmakta olan yeni hüküm6 çerçevesinde boşanmaya karar verilebilmesi için;
a) Birinci boşanma sebebi; “evlilik birliği temelinden sarsılmış olmalı” ve “bu sarsılma sonucunda ortak yaşamın sürdürülmesi eşler için çekilmez hale gelmiş olmalı”dır.
Bu sebep, MK.134/I ve II`de -3444 Sayılı kanunla yapılan değişiklikten önce “şiddetli geçimsizlik” sebebiyle boşanmayı düzenleyen hükümlerin7 yerini alarak düzenlenmiştir.
Bu boşanma sebebi, “genel ve takdire bağlı” bir boşanma sebebidir.8
Hangi olayların “ortak yaşamı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek derecede evlilik birliğini temelinden sarsmış olacağını” ve “tarafların boşanmalarına karar verilmesine neden olacağını” her somut olayın özellikleri göz önüne alarak hakim taktir edecektir. Boşanmaya karar verilmesi için, ortak yaşamın her iki eş için de çekilmez hale gelmiş olması aranmayacaktır. Eşlerden sadece biri yönünden çekilmezlik olsa bile, bu eş boşanmayı isteyebilecektir.9
Yargıtayımız, aşağıda özetlerini sunduğumuz çeşitli kararlarında bu madde çerçevesinde hangi nedenlere dayanılarak boşanma kararı verilebileceğini (ya da verilemeyeceğini) belirtmiştir.
Bu maddeye göre boşanmaya karar verilebilmesi için, “davacının daha ağır kusurlu olmaması” gerekir. Ancak hemen belirtelim ki, hakim bu hususu kendiliğinden göz önünde bulunduramaz. Davalı tarafın bu hususu ileri sürmesi (MK.134/II, c: 1`de “davalının davaya itiraz hakkı”ndan bahsedilmekte ise de bu itiraz hakkı teknik anlamda “itiraz” olmayıp niteliği itibariyle burada bir “def`i” sözkonusudur.)10 halinde, hakim “daha çok kusurlu olan” davacının açtığı boşanma davasını reddedemez.
Davacının daha fazla kusurlu olduğu hallerde davalının bunu itiraz (daha doğrusu def`i) olarak ileri sürmesi “hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise” ve “evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa”, davacının daha fazla kusurlu olmasına rağmen hakim boşanma kararı verebilecektir. 11 12 (MK. 134/II, c: 2)
İki tarafında “kusursuz” olması veya iki tarafında “eşit kusurlu” olması boşanmaya karar verilmesine engel teşkil etmez. 13 14
“Kimin daha fazla kusurlu olduğu” konusunda önceden bir ölçüt (kıstas) öngörülemez. Bu husus her somut olayın özelliği göz önünde bulundurularak hakim tarafından takdir olunur.15 Hakimin bu takdiri Yargıtayın denetimine tabidir.
b) İkinci boşanma sebebi, uygulamada “anlaşmalı boşanma” olarak isimlendirilen ve MK. 134/III`de düzenlenmiş olan durumdur. Aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi halinde, kanun “evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğunu” kabul etmiştir. (MK. 134/III, c: 1)
Bu hükme göre; 16
– Evlilik “en az bir yıl” sürmüş olmalı, 17
– Eşler boşanmak için “birlikte” mahkemeye başvurmalı ya da eşlerden biri diğerinin açtığı boşanma davasını kabul etmelidir., 18
– Tarafları hakim “bizzat dinleyerek” 19 boşanma konusundaki iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmelidir.
– Taraflar “boşanmanın mali sonuçları” ve “çocukların boşanmadan sonraki durumları” 20 konusunda anlaşmış olmalı ve bu anlaşma hakim tarafından uygun bulunmuş olmalıdır.21 Hakim, tarafların anlaşmalarını uygun bulmazsa, tarafların ve çocukların çıkarları doğrultusunda anlaşma metninde değişiklik yapabilir. Bu değişiklik taraflarca benimsenirse, boşanma gerçekleşir, aksi halde boşanma davası reddedilir.22
c) Üçüncü boşanma sebebi, uygulamada “fiili ayrılık” olarak isimlendirilen ve MK. 134/IV`de düzenlenmiş olan durumdur.
Bu hükme göre;
– Daha önce boşanma sebeblerinden herhangi birisiyle açılmış olan boşanma davası23 reddedilmiş olmalıdır. Burada, önceki davanın kimin tarafından ve ne sebeple açılmış olduğu ve -“yetkisizlik” sebebi dışında- 24 hangi sebeple reddedilmiş olduğu önem taşımamaktadır.25 Buna karşın, boşanma davası açılmadan eşler ne kadar uzun süredir ayrı yaşıyor olsalar dahi, daha önce açılıp reddedilmiş bir boşanma davası mevcut olmadığı için sırf fiili ayrılığa dayanarak dava açamayacaklardır.26
– Önceki red kararının kesinleşmesinden itibaren27 üç yıl geçmiş28 ve bu üç yıl içinde her ne sebeple olursa olsun,29 ortak yaşam yeniden kurulamamış olmalıdır.30
– Eşlerden birisi boşanma davası açmış olmalıdır.
Bu koşulların oluşması halinde, hakim -ayrıca tarafların kusur durumlarına bakmadan-31 boşanmaya karar verip vermeme konusunda takdir yetkisine sahip olmayıp, boşanmaya karar vermek zorundadır.32
MK.134`ün içeriği hakkındaki bu kısa hatırlatma niteliğindeki açıklamalardan sonra, şimdi Yargıtay`ın bu maddeyi -bugüne kadar- nasıl yorumlayıp uyguladığını belirtelim.* Yüksek Mahkeme;
• “Kesinleşen red kararından sonra, tarafların üç yıl biraraya gelmemeleri halinde, MK.134/IV uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için, ayrılığın nedeninin (saikinin) önem taşımadığını” 33
• “Dinlenen davacı tanıklarının bir kısmının sözlerinin, MK.134/I`de öngörülen `evlilik birliğinin temelinden sarsılma` durumunu belirtmemesi ve bir kısmının ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak bulunması halinde, boşanma kararı verilemeyeceğini” 34
• “Karısına bağımsız ev temin etmeyen, zaman zaman karısını döven kocanın `ağır kusurlu` olduğunu ve bu nedenle boşanma davası açamayacağını” 35
• “Başka kadınla ilişki kurup, evden kovan kocanın boşanma davası açamayacağını” 36
• “MK.134`ün yeni -3444 s. kanunla değişik- şeklinde, `kusur` yerine `evlilik` birliğinin onarılmaz biçimde sarsılmasına yer verilmiş olduğunu, ancak bu madde uyarınca boşanma davası açabilmek için `tamamen kusursuz` ya da `az kusurlu` olmaya gerek olmayıp `daha fazla kusurlu` tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için, davalının az da olsa kusurunun bulunmasının zorunlu olduğunu, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında hiç kusuru bulunmayan eş hakkında boşanma kararı verilemeyeceğini” 37
• “Beş yıldır evini terk eden ve eşi ile ilgilenmeyen davalının bu tutumunun müşterek hayatı temelinden sarsmış olacağını” 38
• “Her akşam içki içip eşini döven ve üç yıldır eşinden ayrı yaşayan davalı hakkında boşanma kararı verilmesi gerekeceğini” 39
• “Evlilik birliğini terk etmiş olan eşe, eve dönmesi için ihtar gönderen eşin, önceki olayları hoşgörü ile karşılamış sayılacağını ve ihtardan önceki olaylara dayanarak başanma davası açamayacağını” 40
• “Davalı ile arasında geçen olaydan sonra, karısını tekrar eve döndürmek için karısının arkasından giden kocanın bu davranışının, evlilik birliğinin kökten sarsılmadığını göstereceğini” 41
• “Tanıkların -bizzat görmedikleri / işitmedikleri- taraflardan naklen duyduklarına dayanan ifadelerinin, hükme esas olamayacağını” 42
• “Kocanın karısını başkaları ile aldatmış olmasının -kocası hakkında boşanma davası açma hakkına sahipken bu hakkını kullanmamış olan- karısına, kocasına hakaret hakkı vermeyeceğini (bu durumda, kocanın istemesi üzerine boşanmaya karar verilmesi gerekeceğini)” 43
• “Almanya`da olduğu belirlenen tanıklar dinlenmeden boşanma istemi hakkında karar verilemeyeceğini” 44
• “Tanıkların -bizzat görmedikleri/işitmedikleri- taraflardan naklen duyduklarına dayanan ifadelerinin, hükme esas olamayacağını” 45
• “Önceki boşanma davasına ait dilekçe, şekli bir sebeple reddedilmiş veya dava açılmamış sayılmışsa, bu durumun MK.134/IV`e göre açılacak davaya dayanak olamayacağını” 46
• “Kocasını devamlı başka kadınlarla ilgilenmekle itham edip, küfür eden kadının aile birliğinin devamına imkân vermeyecek davranışta bulunmuş sayılacağını” 47
• “Davalı kocanın başka bir kadınla olan ilişkisinin, müşterek hayatı temelinden sarsacağını” 48
• “Evliliğin devamının toplum düzenini zedeler hale gelmiş, toplum için sorun oluşturmaya başlamış, evliliğin sosyal ve ahlaki yönden çökmüş olması halinde, hakimin `evlilik birliğinin temelinin sarsılması` nedeniyle (MK.134/I) boşanmaya karar vermesi gerekeceğini” 49
• “Davacı karısının sadakatsizliğini bile bile davalı kocanın evlilik birliğinin devamını istemesinin `hakkın kötüye kullanılması` sayılacağını” 50
• “Eşine hakarette bulunma ve onun onurunu kırıcı davranışlarda bulunmasının boşanma sebebi sayılacağını” 51
• “Cinsel ilişkiden kaçınan eşin `kusurlu` sayılacağını -Cinsel ilişkiden kaçınan, kocasına hakarette bulunan kadının da, kocası kadar kusurlu sayılacağını” 52
• “MK.134/I uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için, evlilik birliğinin (müşterek hayatın sürdürülmesini imkânsız kılacak derecede) temelinden sarsılmış olmasının zorunlu olduğunu” 53
• “Kadının çalışmak istemesinin tek başına boşanma sebebi olmayacağını” 54
• “Birbirinden ayrı yaşayan eşlerin kısa süreli bir araya gelmelerinin, evlilik birliğinin kurulduğunu göstermeyeceğini” 55
• “Damadı ile karı-koca hayatı yaşayan davacı-kadın, davalıdan daha fazla kusurlu olmakla beraber, tarafların müşterek çocukları reşit olduğundan ve ailenin korunmasında toplum yararı kalmadığından, boşanmaya karar verilmesinin uygun olacağını” 56
• “Az kusurlu eşin, aleyhine açılan boşanma davasına karşı çıkması (itiraz etmesi) halinde, `bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde` ise de `davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa` boşanmaya karar verilmesi gerekeceğini” 57
• “MK.134`e dayalı boşanma davalarında, dava dilekçesinde geçimsizlik nedeni olan olayların hasredilmesinin zorunlu olmadığını” 58
• “Karısına noter ihtarnamesi göndererek eve davet eden kocanın, önceki olayları hoşgörü ile karşılamış sayılacağını” 59
• “Davacının 2. HD. 12.9.1997 T. E: 7549, K: 8889 (İBD. 1998/2 sh: 501) – HGK. 9.6.1993 T. E: 2-115, K.437`ın `bakirelik iddiası` raporla tespit edilmeden karar verilemeyeceğini” 60
• “Davacı eşine, `deli, manyak` diyen ve eşinin kızkardeşinden `orospu` diye bahseden davalı hakkında boşanma kararı verilmesi gerekeceğini” 61
• “Kocası tarafından dövülen kadının açtığı boşanma davasının kabulü gerekeceğini” 62
• “Davalının söz ve davranışlarının “hakaret” teşkil edip etmediğinin mahkemece takdir edilebileceğini, bunun takdirinin tanıklara bırakılamayacağını” 63
• “Davalının, davacıya demir çubukla vurmak istemesinin, evi pis tutmasının, yoldan geçen erkeklere göz koymasının, evlilik sırlarını dışarı vurmasının, boşanma sebebini oluşturacağını”64
• ” `İki taraflı ve doğuştan kalça çıkığı` rahatsızlığı nedeniyle cinsel birleşmeyi kısmen engelleyen bir yapıya sahip olan kadın hakkında, boşanma kararı verilemeyeceğini” 65
• “Annesi ile geçinemeyen karısına bağımsız ev temin etmeyen kocanın bu eyleminin evlilik birliğini temelinden sarsacağını” 66
• “Hoşgörü ile karşılanan olayların boşanma nedeni yapılamayacağını (bu olayların evlilik birliğini temelinden sarsmış sayılamayacağını)” 67
• “Davacı kocanın bağımsız ev temin etmemesi, davalı kadının da davacıya ağır hakaretlerde bulunması halinde, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağını” 68
• “Kadının evi terk etmeyi alışkanlık haline getirmesinin, eve dönmesini isteyen kayınvalidesinin yüzüne tükürmesinin, evlilik birliğini temelinden sarsacağını” 69
• “Yaş farkının başlı başına boşanma sebebi olmadığını” 70
• “MK.134/IV`e göre `fiili ayrılık` nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için, redle sonuçlanan taraflar arasındaki önceki davanın kesinleşmiş olması gerektiğini” 71
• “Önceki davanın feragat nedeniyle reddedilmiş olması halinde de -MK.134/IV`deki diğer koşulların da özellikle `boşanmadan sonra biraraya gelmeme` koşulunun da gerçekleşmesi halinde- `fiili ayrılık` sebebiyle boşanma kararı verilebileceğini” 72
• “Eşler arasında evlenme tarihinden itibaren -psikolojik nedenlerle de olsa- sağlıklı biçimde cinsel ilişkinin gerçekleşememesinin, evlilik birliğini temelinden sarsacağını (bu durumda taraflardan birine tam kusurun yüklenemeyeceğini) ve bu nedenle boşanmaya karar verilmesi gerekeceğini” 73
• “Boşanma davasının red ile sonuçlanmasından sonra, ihtar üzerine eve gelen kadının eve alınmamasının -üç yıl sonra- MK.134/IV uyarınca boşanma kararı verilmesini engellemeyeceğini” 74
• “Fiili ayrılığın -terk sebebiyle boşanma davasına konu edilmedikçe- tek başına boşanma nedeni olmadığını” 75
• ” `Anlaşmalı boşanma` kararının verilmesinden sonra biraraya gelerek evlilik birliğini yeniden kuran eşlerin, üç yıl sonra aralarının açılması halinde, davacının önceki kararı davalıya tebliğ ettirmesinin iyiniyet kuralları ile bağdaşmayacağını (verilen boşanma kararının bozulması gerekeceğini)” 76
• ” `Boşanma davasının reddine` ilişkin kararın kesinleşmesinden önce biraraya gelerek evlilik birliğini yeniden kuran eşlerin daha sonra aralarının açılması halinde, önceki red kararını kesinleştiren davacının bu davranışının kötüniyetli sayılacağını ve bu kesinleşme tarihinin MK.134/IV`e göre açılacak davaya başlangıç olamayacağını” 77
• “MK.134/IV hükmünün, Anayasa`nın 10 ve 41. maddelerine aykırı olmadığını” 78
• “Akıl hastası olan eş hakkında, MK.134/I`de öngörülen `evlilik birliğinin temelinden sarsılması` nedenine dayanarak boşanma davası açılamayacağını” 79
• “MK. 134/III uyarınca verilen `anlaşmalı boşanma` davalarında, davayı kabul eden davalının, yargılama giderlerinden kurtulamayacağını” 80
• “Önceki boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, tarafların biraraya gelmemeleri ve fiili ayrılığın üç yıl devam etmesi halinde, boşanma kararı verilmesi gerekeceğini” 81
• “Önceki boşanma davası sonucunda mahkemenin verdiği red kararını onaylayan Yargıtay kararının suretinin taraflara tebliğ edilmeyip sadece `kararın onandığı`nın bildirilmesi ile karar düzeltme süresinin işlemeye başlayacağını ve bu suretle kesinleşen kararın, üç yıllık fiili ayrılık süresine başlangıç teşkil edeceğini” 82
• “Anlaşmalı boşanma davalarında, hakimin MK.272 vd. göre, anlaşmaya müdahale ile çocuk hakkında hüküm kurabileceğini” 83
• MK.134/III uyarınca verilen boşanma kararlarında, `bir tarafın diğer taraftan daha fazla kusurlu` olarak nitelendirilemeyeceğini” 84
• “Davalının evinin yolunu şaşıracak derecede içki içip, eve geç gelmesinin boşanma sebebi olmadığını” 85
• “MK. 134/IV`deki sürenin `dava koşulu` olup mahkemece doğrudan doğruya gözetileceği, önceki açılan davanın kesinleştiği güne, üç yıl sonra tekabül eden günde üç yıllık sürenin dolacağı ve ertesi gün boşanma davasının açılabileceğini” 86
• “Önceki boşanma davasının `yetkisizlik` nedeniyle reddedilmiş olması halinde, bu davanın MK.134/IV`e göre açılan davaya dayanak olmayacağını” 87
• ” `Daha bağımsız bir ev tutulması` konusunda, eşinden istekte bulunmamış olan kadının sırf anne-babası ile birlikte oturan kocası aleyhine -birlikte oturulan kişilerden kaynaklanan ve evlilik birliğini temelinden sarsan bir geçimsizlik kanıtlanmadıkça- boşanma davası açamayacağını” 88
• ” `Zina olayı`, `şiddetli geçimsizliğe` de neden olacağından, davacının dilerse MK 129`a dilerse MK 134`e göre dava açabileceğini veya bu iki haktan her birini ayrı ayrı dava konusu yapabileceğini yahut bunları aynı dava içinde -iki boşanma nedeni olarak- ileri sürebileceğini” 89
• ” `Zina` olayının hem `zina sebebiyle boşanma davası`na (MK 129) ve hem de `geçimsizlik sebebi boşanma davası`na (MK.134) konu olabileceğini” 90
• “Boşanma davasının açılmasından sonra gelişen olaylara ve söylenen sözlere dayanarak karar verilemeyeceğini” 91
• ” `Tarafların üç yılı aşkın süreden beri bir araya gelmediklerini` belirten davalı vekilinin bu beyanı karşısında `üç yıllık fiili ayrılık` koşulunun gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekeceğini” 92
• “Alkol alıp evine bakmayan kocanın, evi çok pis tutan kadına nazaran daha ağır kusurlu sayılacağını ve kadının MK.134/II uyarınca boşanmaya karşı çıkmaması nedeniyle, boşanmaya karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmayacağını” 93
• ” `Yargılamanın iadesi` istemi sonucunda verilen `boşanma hükmünün iptali ile boşanma davasının reddine` dair kesinleşmiş kararın, MK.134/IV`e göre verilecek `fiili ayrılık` sebebiyle boşanma kararına dayanak olabileceğini” 94
• “Boşanma davası açıldıktan sonra tarafların biraraya gelerek evlilik birliğini devam ettirmelerinin önceki olayları hoşgörü ile karşıladıklarını göstereceğini” 95
• ” `Çocukların velayeti ve boşanmanın mali sonuçları` konusunda MK. 134/III`e göre- tarafların yaptıkları anlaşmayı uygun bulmayan hakimin, bu sebeple boşanma davasını reddedemeyeceğini, bu durumda anlaşmada gerekli gördüğü değişikliğin taraflarca kabul edilmesi halinde `boşanma`ya, aksi takdirde `boşanma davasının reddine` karar vermesi gerekeceğini” 96
• “Boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının -MK.134/IV`deki süre bakımından- tanıma kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren sonuç doğuracağını” 97
• “Davacı kocadan icra kanalı ile nafaka alacağını tahsil eden kadının `evlilik birliğinin yeniden kurulduğu iddiasının dinlenemeyeceğini, ayrı yaşayan eşlerin bayram veya diğer günlerinde çocukların evlerinde biraraya gelmelerinin MK.134/IV`e göre -fiili ayrılık nedeniyle- boşanmaya karar verilmesine engel teşkil etmeyeceğini” 98
• “Anlaşmalı boşanma davasının yargılaması sırasında, önce, açılan boşanma davasını `kabul` eden davalının, bir sonraki oturumda `önceki kabulünün serbest irade ile olmadığını` belirterek, kabulünden dönmesi halinde, mahkemece anlaşmalı boşanma` kararı verilemeyeceğini” 99
• “Aksine ciddi, inandırıcı delil ve olayların bulunmaması halinde, tanıkların doğruyu söylemiş olduklarının kabulü gerekeceğini” 100
• “Görgüye dayanmayan tanık ifadelerine göre karar verilemeyeceğini” 101
• “Tarafların `eşit kusurlu` olmaları halinde de -örneğin kadının kocasına hakarette bulunması, kocasını bıçaklaması, kocanın karısını başkası ile aldatması, dövmesi-boşanma kararı verilebileceğini” 102
• “Barışarak biraraya gelen eşlerin barışma tarihinden önceki olaylara dayanarak boşanma davası açamayacağını” 103
• “Parklarda yabancı kişilerle oturan, kocası gece vardiyasında çalışırken eve birden fazla yabancı kişiyi alan ve böylece kocasının güven duygusunu sarsan kadın hakkında boşanma kararı verilmesi gerekeceğini” 104
• “Davacıya `o yatakta kızkardeşinle yat` şeklinde söylenen sözün, davacı ile davalı arasında müşterek hayatı temelinden sarsacak derecede geçimsizliğin varlığını göstereceğini” 105
• ” `Fiili ayrılığın gerçekleşmediğini` savunan davalının gösterdiği tanıklar dinlenmeden, boşanma kararı verilemeyeceğini” 106
• “Müşterek hayatı devam ettiren eşler arasında, müşterek hayatı çekilmez hale getiren geçimsizlikten bahsedilemeyeceğini” 107
• ” `Boşanmanın mali sonuçları` ve `çocukların durumu` konusunda taraflarca yapılan anlaşmanın, hakim tarafından uygun bulunmadıkça, MK.134/III`e göre `anlaşmalı boşanma` kararı verilemeyeceğini” 108

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın