Yaşamak ve Ölmek Üzerine…

Yaşamak ve Ölmek Üzerine…

Ne tuhaf değil mi ! Dün yanı başında olan birinin yok olması. Dün konuşan, gülen, ağlayan birinin bu gün hayata elveda demesi.

İnsan gerçekten hayatın gerçeği ile, ama hayatın gerçeğini sorgulamadan yaşayabilen bir varlıktır. Düşünebiliyor musunuz, Ölüm kavramından haberi olan ve öleceğini bile bile yaşamaya mahkum çaresiz bir varlıktır tanımladığım.

Soğuk bir kelimedir ölüm. Çünkü, insanoğlu ne kadar hayattan dem vurarak, hayattan şikayet etse de, yaşamayı diler hep. Güzel yaşamak, hayallerine ulaşmak ve kendini gerçekleştirmektir amacı.

Lakin gel gör ki öyle değildir gerçeklik.“Her canlı ölümü tadacaktır” gerçeği apaçık yüzüne yüzüne vurur insanın, bütün çıplaklığı ile.

Varlık hep farklı algılar, var olmayı. Ebedi kalmak ister insan, yaşamaktır isteği doyasıya.

Bazıları bütün çılgınlığı yapmanın adını koymuştur yaşamak diye. Bütün yasaklara rağmen bünyeyi rahatlatmak adına, ruhu körerterek yaşamaktır bu adımlar. Ama böyle yaşayan o kadar çok ki bunun pişmanlıkları içinde barındırarak ama adeta deli dolu, hengameli bir yaşamaktır bu.

Bunun içinde yalnızca dünya barınır ve hesap verme düşüncesi yoktur. Anı yaşamaktır bunun adı.

O kadar kısadır ki hayat, yarın dediğin, uzak dediğin, bitmez dediğin hemen kapında bekleşmeye başlayıverir.

Halbuki o kadar benzeşim yaşarız ki, birinin yaşamı diğerinin kopyasıdır. Birinin yaptıklarını taklit etmek için yeni başlayanlar nasılda heveslidir. O kadar kısıtlanmış yaşam biçimimiz var ki çoğumuz bu hayatın bize ödünç verildiğinden haberi bile olmaz dünya meşgalesi içinde maalesef.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Zümer Suresi'nde Anayasa, Türkiye ve Tek Adam

Ölüm bu kadar yakınken ve ölen bir daha gelmeyecekken, ne kadar rahatız bu dünyada. Kendi menfaatlerimiz için gözü dönmüş yaratıklar gibi nasılda saldırırız birbirlerimize…

Ne kadar uslanmazız değil mi? Her gün binlerce örneğini görerek ama bize bir şey olmaz anlayışı içerisinde güllük gülistanlık
yaşamaya çalışmak, bütün olumsuzluklara rağmen var olmak olgusunu diri tutmak uğraşını yoğunlaştırmak, bencilliği had safhaya taşımak ne kadar da insan oğluna yakışan bir davranış modeli değil mi?

Ne yapmalı, nasıl yaşamalı, nasıl bir hayat sürmeli bu insanoğlu. Öncelikle insan inançlı olmalı. Bu özellik varlığın huzura ermesinde en etken sebeptir. Mutlu olmak yada bunalıma girmek bu sebep içredir. İnançlı olan ölümden korkmaz ve sosyal yaşamda hesap verilebilirlik düzeyinde yaşadığı için ilişkilerinde, iletişimlerinde gayet olumlu olur. İnanmak aslında problemlerin çözümünün yarısıdır. Böylece toplum hayatı da düzene girer. Paylaşmak, iyilik, birbirine karşı saygı kavramları değer bulur.

Hiç bir istemi yüksek tutmamak gerekir ki hayat biraz daha yaşanılır kılınsın. Hesap verme sorumluluğu altında olmak, ölümü biraz daha güzelleştirir, korkulardan arındırır. Hesap vermek sorumluluğu içinde olanlar dünya da doğruyu yaşamaya gayret gösterirler. Bu da ibadetini tam anlamıyla yapılmasına vesile olur. Azığını almış birisi açlıktan korkar mı?

Önemli olan bu dünyada azığını hazırlamaktır. İşte o zaman ölüm korkunç bir kavram olmaktan çıkar. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi “Ölüm güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?” düşüncesi hasıl olur. Bu durum bazen bir an önce gitmek ve sınavı başarıyla gerçekleştirmek iç güdüsünü uyandırır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  ORHUN ABİDELERİ

Hülasa,“Ölümde var” felsefesini rehber edinerek doğru ve dürüst bir hayat yaşamak ve hesap verilebilirlik dosyamızı daima açık bırakarak yaşayabilmek bütün insanlığın hedefi olmalı ve herkes azığını hazırlarken yeni bir dünyaya, yaşanılan dünyayı da güllük gülistanlığa çevirebilme kapasitesine sahiptir diye düşünüyorum.

Hep güzeli düşünerek ve güzel yaşayarak, gelecek güzelliklere hazır olmak, sanırım ödünç verilen bu hayatın en güzel bir şekilde devam ettirilebilir duygusuyla en güzel varlığın, insanların ödünç verilen hayata uygun yaşamalarını diliyorum.

Adnan Deniz




Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın