DOLAR 8,86701.19%
EURO 10,47991.21%
ALTIN 499,051,70
BITCOIN 3801810,82%
Adana
29°

AÇIK

05:22

İMSAK'A KALAN SÜRE

Yerçekimi Engellenebilir mi?

Yerçekimi Engellenebilir mi?

ABONE OL
13 Eylül 2021 20:55
Yerçekimi Engellenebilir mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

NASA’nın Marshall Uzay Merkezi’ndeki fizikçilerinden Ron Koczor, on yıldır üzerinde çalıştıkları bir projenin, yerçekimi kuvvetini değiştirebilmesi üzerine planlandığını belirtiyor. NASA’nın yerçekimi üzerine çalışma yaptığı duyulduğunda, insanın aklına, ister istemez bilim kurgu filmlerindeki bazı olgular geliyor. Fakat işin kurgu kısmı bir yana, gerçekten en az on yıldır, hem NASA hem de başka bazı bilim adamları yerçekimi üzerine ciddi çalışmalar yapıyorlar.

NASA, çalışmalarına Evgeny Podkletnov adlı Rus fizikçinin 1992’de Physica C adlı dergide yayınladığı makale sonrasında başlamış. Podkletnov bu makalede süper-iletken çevresinde yapılan bir cihaz ve bir mıknatısla yerçekiminin değiştirilebileceğini iddia ediyor. 50 cm. çapında süper-iletken bir disk soğutulur ve bir mıknatısın üzerinde bir kompakt disk gibi döndürülür. Süper-iletkenlerin önemli bir özelliği, manyetik alanları itmesidir. Podkletnov böyle bir objenin ağırlığının yüzde 0.3’ünü kaybettiğini gösterdiğini söylüyor. Objenin kendisi değişmemiş, ancak yerçekiminin etkisi azalmıştır. Podkletnov, bu etkiye ‘yerçekimsel güç kalkanı’ adını veriyor.

Eğer bu etki daha iyi araştırılıp güçlendirilirse, başta uçak ve uzay endüstrisinde olmak üzere, büyük bir devrim gerçekleşebilir. Uzaya giden füzelerin şimdi olduğu gibi müthiş bir enerjiyle uzaya fırlatılmasına gerek kalmayabilir. İnsanoğlunun eşyayı ve kendisini bir yerden başka yere götürmek için harcadığı enerji çok büyük oranda azaltılmış olur. Tabiî, Einstein sonrası fiziğin de yeniden yazılması gerekir.

Podkletnov makalesini yayınladıktan sonra, NASA 1999 yılına kadar büyük ve ince bir süper-iletken disk yapabilmek için uğraştı. Columbus, Ohio’daki SCI Mühendislik Malzemeleri firmasına 650.000 dolar vererek böyle bir cihazı imal ettirdi. Fakat küçük bir ayrıntı unutulmuştu. Podkletnov makalesinde diskin iki tabakası olduğu ve bunlardan birisinin süper-iletken olan, diğerinin de süper-iletken olmayan özelliğe sahip olması gerektiğini yazmıştı. Bu ise kolay bir iş değildi ve ancak geçen yıl bu sorun aşılabildi. Sonra aynı firma bir problemle daha karşılaştı: Disk dönmüyordu. Mühendisler diskin ortasına küçük bir motor koyarak onun dönmesini sağladılar. Fakat Podkletnov diskin dakikada 5000 kez dönmesi gerektiğini ifade etmişti. SCI Mühendislik’teki araştırmacılar ise diskin ancak dakikada 30 kez dönmesini sağlayabilmişlerdi.

Bütün bu denemelerden sonra, Podkletnov’a bu şeyin nasıl üretileceğini sormaya karar verdiler. Sonunda SCI Mühendislik şirketi Podkletnov’u danışman bilim adamı olarak getirtti. Podkletnov bir seramik fizikçisiydi ve elektrik veya makine mühendisi değildi. Dolayısıyla, projenin diğer kısımlarını onun için başka mühendisler yapmıştı. Anlaşılan, aygıtın ayrıntılarını bilmiyordu. Bu arada araştırma şirketinin bu işe ayırdığı bütçe de tükenmek üzereydi ve âletin çalışması test edilemeden araştırma sonlandırıldı.

NASA dışındaki mühendislerden de bu konuda çalışanlar mevcut. Boeing firmasının da çalışmalarının olduğunu, haftalık National Defense dergisinde yazan Nick Cook belirtiyor. Cook yerçekimi ile ilgili geçmişte Naziler tarafından yapılan araştırmaları da inceleyerek, “Sıfır Noktasının Peşinde” adlı bir kitapta, bu konuda yapılan araştırmaları toparlıyor.

Günümüzdeki fizik ve kozmolojinin önemli sorularından birisini siyah maddenin ve siyah enerjinin varlığı teşkil ediyor. Evrenin temel yapı maddelerinden olan ve Müslüman araştırmacıların geçmişte esîr maddesi olarak ifade ettikleri bu maddenin içeriği henüz bilinmiyor.

Araştırmacılara göre, esîr maddesinin varlığı sadece yerçekimsel kuvvetlerin varlığından yola çıkılarak kendini gösteriyor. Yerçekiminin tam olarak anlaşılması ise, bilim dünyasında büyük bir devrim olacaktır. Tabiî, yerçekimini değiştirmek veya belirli şartlarda kaldırmakla da ulaşım bugünkünden çok daha farklı bir şekil alabilir.

Bu önemli konuda ülkemizde de ciddi çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu vesileyle bilim adamlarımızın bu konularda yoğunlaşmasını ümit ediyoruz.

Kaynak:

1) Adam Rogers’ın MSN.com da 21 Ekim 2002’de yayınlanan “Feeling Antigravity’s Pull”adlı makalesinden derlenmiştir.

YER ÇEKİMİ NEDİR?

Bu kuvvet algılayabildiğimiz tek kuvvet olmasına rağmen, aynı zamanda da hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz kuvvettir. Yerçekimi olarak bildiğimiz bu kuvvetin gerçek adı “kütle çekim kuvveti”dir. Şiddeti diğer kuvvetlere göre en düşük kuvvet olmasına rağmen, çok büyük kütlelerin birbirini çekmelerini sağlar.

Evrendeki galaksilerin, yıldızların birbirlerinin yörüngelerinde kalmalarının nedeni bu kuvvettir. Dünyanın ve diğer gezegenlerin Güneş’in etrafında belirli bir yörüngede kalabilmelerinin nedeni de yine yerçekimi kuvvetidir. Bizler bu kuvvet sayesinde yeryüzünde yürüyebiliriz. Bu kuvvetin değerlerinde bir azalma olursa yıldızlar yerinden kayar, dünya yörüngesinden kopar, bizler dünya üzerinden uzay boşluğuna dağılırız.

En ufak bir artma olursa da yıldızlar birbirine çarpar, dünya güneşe yapışır ve bizler de yer kabuğunun içine gireriz. Tüm bunlar çok uzak ihtimaller olarak görülebilir, ama bu kuvvetin şu an sahip olduğu şiddetinin dışına çok kısa bir süre dahi çıkması, bu sonlarla karşılaşmak için yeterlidir. Ünlü moleküler biyolog Michael Denton, Nature’s Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe (Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyor) adlı kitabında bu gerçeği şöyle vurgular: Eğer yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama bir yıldızın kütlesi, şu anki Güneşimizden bir trilyon kat daha küçük olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan, eğer yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya da galaksi asla oluşamazdı.
Diğer kuvvetler arasındaki dengeler de son derece hassastır. Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı, o zaman evrendeki tek kararlı element hidrojen olurdu. Başka hiçbir atom oluşamazdı. Eğer güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvete göre birazcık bile daha güçlü olsaydı, o zaman da evrendeki tek kararlı element, çekirdeğinde iki proton bulunduran bir atom olurdu. Bu durumda evrende hiç hidrojen olmayacak, yıldızlar ve galaksiler oluşsalar bile, şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Açıkçası, eğer bu temel güçler ve değişkenler şu anda sahip oldukları değerlere tamı tamına sahip olmasalar, hiçbir yıldız, süpernova, gezegen ve atom olmayacaktı. Hayat da olmayacaktı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Uzay Araçları

CANIMIZ YERÇEKİMİ ÇEKİNCE

HER NE KADAR anlık eksikliği keyif verse de onsuz yapamayacağımız bir hediyedir bize yerçekimi… Arabamızla dik bir tümseği inerken, yüksek bir yerden suya atladığımızda, salıncakla sallanırken, veya paraşütü açmadan önce havada yüzerken hissedilen o garip ama çoğumuza güzel gelen his yerçekimi etkisinin kısa süre için bile de olsa üzerimizden kalkmasından kaynaklanır. Ama bu kısacık an bir şekilde uzatılırsa inanılmaz sonuçlar ortaya çıkar. Örneğin uzay istasyonunda uzun süreli görevlere çıkanlar bazı yerçekimsizlik tehlikeleriyle savaşmak zorunda kalırlar. Bir türlü alışamadıkları bu ortamda canları en çok yerçekimi çeker. Bunlara geçmeden önce yerçekimi, kütle ve ağırlık nedir öğrenelim.

Yerçekimi veya daha doğru adıyla kütlesel çekim, maddelerin birbirine uyguladıkları çekim kuvvetidir. Şu şekilde söyleyebiliriz ki kütleler birbirini çeker hem de arada ip, su, hava veya herhangi bir bağlayıcı olmasına gerek duymadan. Bunun sebebini 21. yüzyılda bile bilemiyoruz ama sadece kabul ediyoruz. BÖYLE BİR KUVVET VAR. Tabii bu kuvvet Newton keşfettiği için değil, var olmasını takdir eden bir KUVVET SAHİBİ olduğu için var. Dünyamızdaki yerçekimi, üzerindeki maddeye kütlesine bağlı olarak bir kuvvet uygular. İşte bu kuvvet de ağırlıktır. Aslında bize ağırlığımız sorulduğunda, (örneğin) 75 kg. deriz. Fakat bu bilimsel anlamda yanlış bir bilgilendirmedir. Dünyadaki hemen herkes de bunu yanlış bildiği için problem yaşamayız. Aslında 75 kg. olan bizim kütlemizdir. Ağırlığımız ise (75 x 9.81) 735.75 N (Newton) dur. Anlatmak istediğim şey, ağırlığın bir kuvvet olduğu ve kg. birimiyle ölçülemeyeceğidir. Fizikte kuvvet kütle ve ivmenin çarpımına eşittir (F=m.a). Dünyanın birim kütleye uyguladığı yerçekimi ivmesi 9.81 m/s2 olduğundan dünyadaki ağırlık kuvveti bu ivme ve kütlenin çarpımına eşittir. Bu, dünya üzerinde kaldığımız sürece pek önemli değildir. Ama bu 75 kg’lık kütle Aya götürüldüğünde ağırlığı (75×9.81/6) 122.62 Newton olacaktır.

Yani kütle değişmez ama ağırlığı etkisinde bulunduğumuz kütle çekimi belirler. Aynı şekilde Güneşte bulunsaydık 75 kg’lık kütlemiz dünyadakinin 28 katı ağırlığı, (20601 Newton) hissetmemize sebep olacaktı. Bu durumda kolumuzu bile kıpırdatamayacaktık çünkü sadece o, tek başına dünyadaki vücudumuzdan daha ağır olacaktı. Daha da büyük çekim ortamlarında örneğin bir Nötron yıldızında vücudumuz dünyadakinin binlerce katı büyüklüğünde bir ağırlığa maruz kalarak ezilecek ve bir çorba kaşığını doldurmayacak kadar küçülecekti.

Yerçekimi dünya üzerinde her yerde vardır ama çok küçük farklılıklar gösterebilir. Örneğin Kutuplarda diğer yerlere göre her 13 kg. kütle için 1 Newton fazla ağırlığımız vardır. Veya Everest dağına çıksak her 32 kg. için 1 Newton daha az ağırlığımız olur. Bunun sebebi ise, dünyanın merkezine olan uzaklığımızdır. İki kütlenin birbirlerine uyguladıkları çekim kuvvetini belirleyen özelliklerden birisi, bu kütlelerin merkezlerinin birbirine uzaklıklarıdır. Kütle çekimi uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. Yani dünyanın merkezine olan uzaklığımızı (yaklaşık 6371 km.) iki katına çıkarsak ağırlığımız dörtte birine iner. Veya 10 katına çıkarsak yerdekinin 100’de biri ağırlık hissederiz. Fakat dikkat edilirse bu kuvvet hiç bir zaman sıfıra inmez. Ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım belli bir kütleçekim etkisine maruz kalırız. Nitekim Rabbimiz bize bunu Rahman suresinin 33. Ayetinde şu şekilde bildirmiştir “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.” Kâinatta kütle çekiminin sıfır olduğu bir yer bulmak imkânsızdır. Biz her ne kadar uzay mekiğinde ya da uzay istasyonunda yerçekimsizlik durumu var gibi görsek de aslında oralarda da Güneş ve Ay’dan kaynaklanan birçok kütle çekimi ve benzeri kuvvetler vardır ama çok az olduğundan hissedilmez. Bir uydu ya da uzay istasyonu, normalde Dünya’dan sadece 300 km uzaklıktadır. Ve halen içindeki insanlara Dünya’dakinin 9/10 (onda dokuz) büyüklüğünde bir yerçekimi tesir etmektedir ama yörüngedeki merkezkaç kuvvet bunu dengelediğinden ağırlık hissetmezler. Bunu devamlı aşağıya düşen ama yere hiç çarpmayan bir asansör ya da uçakta olmak gibi de düşünebilirsiniz. Siz ve etrafınızdaki hava dâhil her şey sürekli aynı hızda aşağıya düşerse bu düşüşü hissedemezsiniz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Uzay Araçları

Yerçekiminin olmaması eğlenceli gibi görünse de hayatımız bu kuvvete o kadar bağlı ki, yemek gibi su gibi belli bir zaman dilimi haricinde yokluğuna dayanmamız mümkün değil. Dünyadaki yerçekimini bir an için kaldırdığımızı düşünelim. Bu gerçekleştiği anda okyanuslar, dağlar taşlar, kayalar ve şu anda belki aklımıza bile gelmeyen bir çok şey ortalıkta gezinmeye başlayacak. Yönünüzü, durumunuzu hiçbir şekilde kontrol edemeyeceksiniz. Biraz yorun kafanızı, yerçekimsizliği düşünmenin bile imkânsız olduğunu göreceksiniz. Dünya gibi, kainatı da bir arada tutan kuvveti Rabbimiz kütle çekimi olarak çıkarıyor karşımıza. Şimdi gelin bir süre için uzay istasyonuna doğru yola çıkıp neler oluyor bakalım.

Bizi oraya götürecek araca binip, roketleri ateşlediğimiz anda bizi aracın tabanına yapıştıran büyük bir kuvvete maruz kalırız. Dünya altımızda küçüldükçe hızımız iyice artmış olur ve atmosferin dışına çıkıp doğru bir manevrayla yörüngeye gireriz. Bu andan itibaren dünyaya doğru hiç bitmeyecek bir düşüş başlar ve ağırlığımızı kaybederiz. Yörüngedeki araç aslında bizimle birlikte sürekli bir düşüş durumundadır. Fakat artık dünyaya göre dizayn edilmiş olan vücudumuzda dramatik değişiklikler başlar. Baş bölgesindeki sıvı miktarı kütle çekimi eksikliğinden ötürü 1,5 litre kadar artar. Bu artış sinirler üzerinde dünyada alışık olmadığımız bir etki yapar ve ortam ne kadar sıcak olursa olsun biz hafifçe üşüdüğümüzü zannederiz. Yine dengeleyecek bir çekim kuvveti olmadığından atıl kalan kaslarımız hızla erimeye başlar. Kalbimiz daha kolay dolaşım sağladığından dünya ortamı için zayıflar. Bunları engellemek için diğer astronotlar gibi her gün birkaç saat egzersiz yapmak zorunda kalırız. Tabii tüm egzersizler ağırlık olmadığından yaylı spor aletleriyle yapılır. Yani bildiğimiz halter, düz koşu, mekik vs gibi sporlar orada hiçbir işe yaramaz. Bizimle birlikte oraya gelen her üç kişiden biri mutlaka mide bulantısı ve çeşitli rahatsızlıklar hissederler. Uyumak çok zordur çünkü kendinizi yatağa bağlamak zorunda kalırsınız ama yine de güvende hissedemezsiniz. Uyusanız da sık sık korkuyla uyanırsınız. Ayrıca astronotların en çok şikayet ettikleri uykusuzluk sebeplerinden biri “battaniyenin ağırlığını” hissedememektir. Orada göreceğiniz bütün rüyalar yerçekimsiz ortamda geçer. Hayat çok zordur. Elinizden bıraktığınız her şey havada yüzmeye başlar. Kahvenizi, suyunuzu havada kaybedebilirsiniz. Yüzünüzü yıkarsınız ama su akmadığı için bir türlü süzülmez üstünüzden. Temizlendiğinizi hissedemezsiniz. Tuvalet ihtiyacınızı görmek de başlı başına bir dert olur. Düşünün hele bir… Belki birkaç saatlik bir keyif alabilirsiniz ama zaman uzadıkça canınız yerçekimi çekecektir.

1986 yılında fırlatılıp geçtiğimiz aylarda düşürülen MİR uzay istasyonunda çeşitli seferlerde aylar boyunca kalıp dünyaya dönen kozmonotların, döndüklerinde uzunca bir süre yürüme ve denge sağlama güçlüğü çektikleri, ayrıca dünyaya döndükleri ilk aylarda ellerindeki birçok eşyayı sık sık yere düşürdükleri gözlenmiş. Tabi herşeyi havada bırakmaya alışınca bütün bunlar olabiliyor. Şimdilerde uzay araştırmacıları gezegenler arası uzun yolculuklar için en büyük sorunlardan biri olan yerçekimsizliğin olumsuz etkilerini azaltacak çözüm yolları arıyorlar. Meselâ sürekli dönen büyük bir uzay aracı yaparak merkezkaç kuvvetle yerçekimini taklit etmek gibi. Tabii sadece düşünce aşamasında olan çareler bunlar. Yerçekimi de ancak yokluğunda değerini bildiğimiz diğer tüm nimetler gibi değer kazanıyor biz insanların aklında. Aslında ekmek gibi, su gibi şükrü yapılması gereken bir hediye bize.

Görüldüğü gibi yerçekimi bir nimettir hem de çok büyük bir nimet. Bu çekim Dünya’yı Güneş’in, Güneş’i Samanyolu’nun, Samanyolu’nu diğer galaksilerin yörüngesinde tutan her zaman her yerde olan, her zaman her yerde olduğu için de Allah’a (CC) mahsus olan bir güçtür. Newton onun varlığını keşfettiğinden en az 10 milyar yıl önce de var olup kâinatı kâinat yapan, bilmediğimiz bir merkezi bize tavaf ettiren bir güçtür. Bu gücün varlığını görüp de Rabbimizin varlığını reddetmek ise çok güçtür.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.