YILMAZ’IN TÜRKÜSÜ

YILMAZ’IN TÜRKÜSÜ

Bugün,  Yılmaz Güney’in çocukluk dönemini geçirdiği Yenice Köyüne gittim. Yaşadığı ev zamanla yıkılmış ve kalıntıları bile kalmamış. Yılmaz Köksal’a adeta ikizi kadar benzeyen, mahlası Yılmaz İki olan, Yenice Köyünün güzel yürekli adamı karşıladı bizi. Daha önceden de etkinliklerde karşılaşmış, Yılmaz Güney’i anma gecesinde konuğumuz olan Melike Demirağ konserinde kol kola şarkılar söylemiştik. Yılmaz’la portakal ağaçlarının gölgesinde çayımızı içtik, sohbetler ettik. Bizi Yılmaz Güney’in yıkılan evinin yan tarafında ki komşu evi gösterdi. Tüm zamanlarını çoğunlukla bu evde geçirdiğini söyleyip, içeriye buyur etti. “Bu eve Yılmaz Güney gelmiş ve pencere kenarında duran mindere oturup, çayını içmiş ve sinema filmini burada çekmiştir.” dedi. Minder hâlâ orada eprimiş haldeydi.

Duvarda asılı duran Yılmaz Güney afişlerini gösteren Yılmaz İki; “Bir dönem cebimde yüz elli lira param vardı. Bir aylık maaşımdı. O dönem İstanbul’daydım. Baktım ki Yılmaz Güney’in film afişi satılık, satıcıya; gardaş bu ne kadar? Diye sordum. Çünkü o posteri yaşadığı köye götürecek, bu evin duvarına asacaktım. Yılmaz Güney sanki bu afişle can bulacak gibi geldi bana. Afiş satan adam; ‘Ne kadar paran var?’ Diye sordu bana. Yüz elli lira param var dedim. ‘Tamam, o paraya satarım posteri’ Dedi. Gurbetteyim, koca ayı aç susuz nasıl geçiririm buralarda? Bari on lira bana kalsın dedim. Olmaz dedi adam. Posteri alamayınca içim yana yana oradan ayrılıyordum ki, satıcı arkamdan bağırdı, gel on lira aşağısına vereceğim dedi. Öyle mutlu oldum ki, o ay aç kalacaktım ama posteri buraya getirmekle sanki Yılmaz Güney’im benimle köye gelecekti.” Dedi.

Yılmaz İki’ye; Yılmaz Güney sevgin tartışılmaz ama bu arada diğer Yılmaz’dan bahsedelim dedim. Anladı hemen gülümsedi.

“Diğer adistin Yılmaz Köksal’a tek yumurta ikizi kadar benzediğin için halkın ilgisi oluyor mu?” Diye sorduğumda; “Beni gördükleri an, ilk önce çok şaşırıyorlar, ardından fotoğraf çektirmek istiyorlar. Yılmaz Köksal ölmemiş diyenler oluyor. Öldüğünü bilmeyenler, imza istiyor benden. Yılmaz Güney sol gözüm, Yılmaz Köksal’da sağ gözüm” diyen Yılmaz İki; “Beş yüze yakın türkü sözü yazdım, bir klip çektim, Adana türküsü! Sözlerini ben yazdım. Param olmadığı için yayınlatamadım. Repertuarımda da birçok türkü var.” diyerek, muhteşem sesiyle bana türküler söyledi.




Köyünde çok zor şartlarda yaşayan Yılmaz İki’nin gözü gönlü o kadar tok ki, gülen gözleriyle, gitmeyin sizi ağırlayayım dedi. Umut ediyorum ki, yokluğunun tesellisini sanatla harmanlayan Yılmaz İki, hayal ettiği yerlere gelir.

Geçmiş dönemlerde,  Adana Altın Koza Festivaline konuk yazar olarak davet edilmiştim. O dönemlerde rahmetli Yılmaz Köksal ve dünya tatlısı eşiyle tanışmıştım. Yılmaz abi, incecik, minyon bir insandı. Bizim Çukurovalı Yılmaz İki ile aralarında ki tek fark boyları! Yılmaz İki uzun boylu bir adam! Bunun dışında Yılmaz Köksal’ın klonlanmış hali! Kendisine boy farkınız var deyince; “Çukurova’nın bereketli topraklarındaki verim, bu toprağın insanına gübre oluyor demek ki” dedi.

Evet, öyle oluyor güzel kardeşim, bu topraklar insanına boy veriyor ve insan buralarda kök salıp serpiliyor, ne mutlu o umut dolu güzel yüreğine rastlamama, ne mutlu üç Yılmaz’ın sanat sevdasına…

Ben, Adana’da ki, Belediye Başkanlarımızdan kendi adıma kolay kolay bir talepte bulunmadım. Fakat Yılmaz’ı tanıdıktan, onun sanata bağlılığını gördükten sonra ve de yoksulluklara direnirken, ille de sanat dedikten sonra, Başkanlardan bir talebim olmalı dedim. Bu talebi hayata geçirdiklerinde sanırım herkes çok sevinecektir.

Yılmaz Güney’in yaşadığı ev yok olup gitmiş. Yan taraf kerpiç ev ayakta kalmak için direniyor. Hem de Yılmaz İki’nin Yılmazlara gönülden bağlılığı o eve can veriyor. Her taraf Yılmaz Güney ve Yılmaz Köksal posteri. Bana Yılmaz Güney’in Yenice Köyünde geçen anılarını, orada çektiği filmleri ve oturduğu minderi gösterirken, gözlerindeki ışıltıyı ve yüreğindeki heyecanı görmemek mümkün değil. O kerpiç evi Yılmaz Güney müzesi yapabiliriz. Dokusunu bozmadan onarabilir, ona ait olan, kitaplar ve posterler koyabiliriz. Özel günlerde o evin önünde açık sinema kurup, Yılmaz Güney ve Yılmaz Köksal filmleri izleyebiliriz. Söyleşiler düzenleyebiliriz. Bunu yapmak çok zor olmasa gerek! Bu arada Dünya iyisi Yenice’li Yılmaz, gelen konuklara, bana anlattığı gibi eski filmleri anlatabilir, çay ikram edebilir. Ayıca Belediye Başkanlarımız Yılmaz’ı müze görevlisi olarak bünyesinde çalıştırabilir. Bunlar gerçeğe dönerse, Yılmaz’ın içindeki büyümeyen o masum çocuk halleri coşkun bir sel olur. Gözlerindeki yoksulluğa dair keder yok olur gider. Yokluklara rağmen onurlu duruşunu kaybetmeyen bu güzel adam, eline geçen maaşıyla evine sıcak ekmek götürürken, kim bilir belki de Adana türkülerini de hayata geçirme imkânı olur.

KEŞKE OLSA, NE GÜZEL OLUR…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Sponsorlu Bağlantılar
reklam