Zahid Kotku Hocaefendi

Zahid Kotku Hocaefendi

Mehmed Zahid Kotku, mutasavvıf ve âlim bir kimseydi. O, yaşayışıyla, konuşmalarıyla insanları kendine çekerdi. Nasıl ki hurdalıkta mıknatısı gezdirsek demirler mıknatısa yapışır (Tabii plastikler yapışmaz!); işte rahmetli hocamız bir mıknatıstı.


Zeyrek’te otururdu, biz akın akın oraya giderdik. Onun huzurunda oturmak bize şevk verirdi. “Tövbe edin. ‘Allah’ deyin.” derdi.

Bir gün kendisine dedim ki: “Hocam, ben zikrimi artırdıkça günahlara meylim de artıyor!” Buyurdu ki: “Bir cisim havada ne kadar çok hızla giderse, atmosfer de ona o hızla karşı koyar. Sen zikrine ibadetine devam ettikçe, elbette şeytan seninle uğraşacak. İbadetine devam edersen, bu hâl senden kalkacak. Daha güzel şeylere ulaşacaksın.”

Acayip bir şeydi onun hayatı� Günahların sel gibi aktığı bir devirde o, büyük bir kaya gibi, günah selinin önüne geçti, gelen çöplükler o kayada yeşerdi� Gezmek yok, tozmak yok, maaş yok, para yok. Kapıdan çıkınca hemen öldürülebilirdi amma o onlarla alâkadar olmazdı. Teslim olmuştu, ne olursa olsun�

Ömrü gibi, yüzü de çok güzeldi. Onun yüzüne bakamazdım. Devamlı başım önümde dinlerdim. Kocaman bir salonu hep tahsilli insanlar doldururdu. Rahmetli hocamın sözleri, yaşayışı pek çok kimseye tesir etmiştir. Vefat etti amma, ondan her zaman şefaat talep istiyoruz.

Bir zamanlar tarikatlar yasak edilmişti. Biz, Mehmed Zahid Kotku Hoca’yı görünce, “Böyle bir şey nasıl yasak edilir?” diye düşünürdük! Yasaklar o muhterem hocanın kapılarını kilitleyemedi. 1950’li yıllarda Zeyrek’e ve Süleymaniye’deki dergâhına giderdik. Bazıları, tekkeler kapandı derken, o, bizim gönlümüzde hep açık kaldı. Kahvehaneye gitmiyorduk, dergâha gidiyorduk. 20 yaşındaki gençlerin gideceği pek çok yer varken, o bataklıklara gitmeyip, bir âlimi dinlemeye gitmek büyük kârdı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Sad Suresi'nde Yerden Göğe Yükselme teşviki

Bir öğle vakti, muhterem hocamın sofrasında bulundum. Sofrada zeytin ve ekmek vardı. Ben önümdeki zeytinleri bitirince hocaefendi, önüme zeytin atardı. Onları da yerdim. Sofrada sadece bunlar vardı. Zeytin ve ekmek�

Hiç kimseyle münakaşaya girmezdi. Birisi yanlış bir şey anlatsa onu da dinlerdi. Engin bir kültürü vardı. Devamlı dua ederdi. Hiç sinirlenmezdi. Kocaman bir salon düşünün ki, içeride 60 kişi var. Baş önde, diz üstü otururduk. Herkes içinden ‘Allah’ derdi. 60 kişilik salonda çıt yok� Hocaefendi kalkınca biz de kalkardık. İskender Paşa Camii, ben hocama gitmeye başladığım ilk zamanlar çöplük gibiydi. Serseriler bahçesinde yatardı. Hocaefendi o camiye gelince etraf tertemiz oldu. Öyle bir duruma geldi ki�Vefat edeli çok oldu; fakat sanki onun her talebesinin evi bir tekke oldu, Allah diyoruz� Bu zikrimizi çalışırken, otururken, yatarken devam ettiriyoruz. Sanki o da benim yanımda Allah diyor. Şimdi bunları yazarken, siması ve tebessümü gözümün önünde�

“Kalbimizde!” diyorlar. Kalbimizde

değil, hayatımızda olması lazım.

Gül değil, gülistan değil, bir su ya hû

Çok görmeyin bunu, az da olsa bulunur

Gül suyunda gülün kokusu

Hekimoğlu İsmail

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Yorum yazmak için giriş yapmalısın