Zübeyde Hanım Latife Hanımı Gelin Olarak İstemedi

Zübeyde Hanım Latife Hanımı Gelin Olarak İstemedi

Kız istemeye İzmir’e giden Zübeyde Hanım’ın gözü gelin adayını tutmadı.

Ankara’ya dönüp oğluna bu işten vaz geçmesini söyleyecekti ama… Araştırmacı Yazar İsmet Bozdağ kitabında ,yaşananları şöyle anlatıyor.

”Zübeyde Hanım, on günden beri Köşk’teki misafirliğini sürdürüyordu. Gelişinin ikinci günü, oğlunun gönderdiği ”Sakarya” adlı atı, Latife’ye hediye etmiş, fakat bunun ”nişan hediyesi” mi, yoksa ”misafir armağanı” mı olduğunu belirtmemeye dikkat etmişti. Acele bir karara varmak istemiyordu.

Latife, büyük ir yakınlık ve sevgi gösteriyor, memnun olması için bin parça oluyordu. Zübeyde Hanım’a göre, Latife ”iyi bir kız” olmaktan ziyade, ”iyi görünmeye çalışan” bir kızdı. Bu kızın iyi bir ailesi vardı; iyi bir kültürü vardı; parası, malı, mülkü vardı; bir de onların üstüne, bütün dünyanın gözünü diktiği bir de Mustafa Kemal Paşa’sı olsun istiyordu!.. Bu kız, bu varlığı içinde, ”Mustafasını” Yüzbaşı iken görmüş olsaydı, evlenmeye can atacak mıydı? Kendisini böylesine sevecek, memnun olması için parçalanacak mıydı?..

”Hayır” diyordu bunlara, kendi içinden Zübeyde Hanım… ”Belki dönüp bakmayacaktı bile Mustafa’sının yüzüne”, başka ünlü kişilerin peşinden koşacaktı!..

Oğlunun evleneceği kadın, ne Fikriye gibi ”kul, köle”, ne de Latife gibi ”özenli zevce” olmalıydı!.. Latife gibi kızlar, evleninceye kadar her fedakârlığı yaparlar, fakat evlendikten sonra, kendi sefalarına bakarlardı. ”Sakarya”yı, Latife’ye hediye ettiği gün, bunun farkına varmıştı. Atı görünce Latife gerçekten çok sevinmiş, gerçekten çılgın bir içtenlikle ellerini, yanaklarını öpmüştü…

Çünkü, böbürlenmesine yaracaktı bu at!.. Türkiye’nin en büyük insanı tarafından seçilmiş tek bir kadın olmak, gururunu okşayacaktı! O yüzden duyduğu sevinç, öteki iğreti sevinçlerinden farklı, sahici bir sevinçti.

Başyaveri çağırdı:

-”Bak evlatçığım!.. On gün var oturuyoruz bu kızcağızın evinde… Benim tutmadı gözüm bu işi… İyidir, hoştur bu kız… İllem, kendisi de bilmez ”benim oğlumu” sevdiğini; O sever Kemal Paşa’yı!.. Yarın olacak Ankara’da büyük hanımefendi!.. O zaman başlayacak efendim, kuyruk atmaya!.. Sen beni çabuk götür evlatçığım Ankara’ya. Söyleyeyim Mustafa’ya ”Bu iş olmaz!”

Başyaver, gönülsüz kırık bir sesle cevap verdi:

-”Peki Büyükhanımefendiciğim…

Salih o gün, Dr. Asım ile görüştü. Fakat doktora göre, hele bugünlerde uzun bir yolculuğa vücudunun dayanması imkânsız gibiydi… Biraz daha toparlanmalıydı Zübeyde Hanım, Ankara’ya gidebilmesi için…

Salih, işi oluruna bırakmaya, bu hayırsız kararı, Mustafa Kemal Paşa’ya aktarmakta acele etmemeye karar verdi.

15 Ocak 1922 günü sabahı, Gazi Mustafa Kemal Paşa, bir yurt gezisine çıktı. İzmir’den döneli beri çok şeyler olmuş, Saray tarihe karışmıştı. Mecliste hırçın bir muhalefet vardı. Başbakan Rauf Orbay, Lozan görüşmelerini sürdüren İsmet Paşa ile sık sık çatışıyordu. Kurtuluş Savaşı’nın komutanları ve büyük başları, kendilerini, memleketin sahibi sanıyorlar, çok başlı, oligarşik bir yönetime istekli görünüyorlardı.

Oysa Mustafa Kemal Paşa, adım adım Cumhuriyet’e doğru yürürken yepyeni bir kadronun hazırlıklarına girişmişti.

Eskişehir’de odasında dinlenirken, kara haber ulaştı; Zübeyde Hanım, İzmir’de hayata gözlerini yummuştu. Başını yere eğdi, bir süre sustu. Sonra, iki damla yaş yanaklarından yuvarlandı. ”

Yurt gezilerini sürdürdü. Bursa’ya geldi

Bir sofra hazırlanmıştı. Rauf Manyasî’nin karısı Lahika Hanım gözünü karartıp sordu:




-”Paşa hazretleri; İzmir’de evlenecekmişsiniz doğru mu?…”

Gazi, gülümseyerek cevap verdi:

-”Evet, doğrudur!.. Evlenme tarihini bu geziye göre ayarladık…”

Ve İzmir’e geçilir önce annesinin mezarı… İzmir’de Latife Hanım’ın babası da karşılama heyetindedir. Beraberce konağa geçerler.

” Köşk’ün beyaz merdivenleri başında Latife’nin annesini, kardeşlerini tanıdıktan sonra Latife’ye gülerek elini uzattı, tutup salonun bir köşesine götürdü. Evleniyoruz.. Hemen!..dedi. Latife, Gazi Paşa’nın ellerine sarılıp öptü.

1923 yılının 29 Ocak’ında Gazi Mustafa Kemal Paşa, ”Beyaz Köşk”te evlendiler.

İzmir’in bazı ileri gelenleri ile, İzmir’de bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın arkadaşları ve Uşakizadelerin yakın akrabaları çağrılmıştı. Kimsenin ”nikâh”tan haberi yoktu.

Başyaver, Kadı’ya nikâhın hangi odada kıyılacağını gösterdiği zaman, Kadı şaşkınlıktan neredeyse dilini yutacaktı!..

-”Kadın erkek bir arada, burada mı?” demekle düşüncesini açıklamış oldu.

Başyaver:

-”Gazi Paşa hazretlerinin emri böyledir. Kaç-göçsüz bir evlenme olacak!..” diyerek, kestirip attı.

Medenî Kanun’dan önce yapılan geleneksel evlenmelerde erkek, evleneceği kadına -altın veya gümüş- bir miktar para öder ve evlenme herhangi bir sebepten ötürü boşanma ile sonuçlanırsa, boşanma sırasında ödemeyi kabul ettiği paranın miktarını da, nikâhtan önce açıklardı. Evlenme sırasında ödenene ”mihr-i muaccel”, boşanmada ödenene ”mihri müeccel” deniyordu. Gazi Paşa, evlenmeyi, iki insanın hayatını birleştirmesi, güçlerini bir yönde kullanarak eşit haklar içinde birbirine bağlamak anlamında düşünüyordu. Yoksa, at alışverişi gibi para ödemeler, adamalara oldum olası karşı idi. Bu yüzden kendisine sorulan ”mihri muaccel” için çok fakir insanların göze aldıkları ”on dirhem gümüş” miktarını gülerek söylemişti. Karabekir Paşa’nın ”ucuz kapattın, Paşam” deyişinin nedeni buydu.

Fevzi Paşa da, bu evliliğin boşanma ile sonuçlanacağına inanmadığını anlatmak isteyerek ”mihr-i müeccel”in nakit olarak değil de, fazilet ve sadakat içinde geçecek evliliğin ”saadet”le ödeneceğini söylüyordu.

Sonradan bu olayı anlatan Gazi Paşa, Kâzım Özalp’e şöyle diyecekti:

-”Bir tarafta Karabekir, bir tarafta Fevzi Paşalar, geleneksel düşüncenin kalıplarına rahatça yerleşmişler, gülüşerek benim ”on dirhem gümüş” yüzgörümlülüğünü yorumluyorlar, gülüşüyorlar; bir taraftan da ben acı acı şu gerçeği düşünüyordum: Bunlar benim dava arkadaşlarım… İkisi de, ikide bir de karşıma çıkıp ”Aman, geleneklerimize dokunmayalım” diyorlar… ”Geleneklerimiz” dedikleri bunlar mı?.. Gelecek günlerde, en yakın mücadele arkadaşlarımla bile, ne yaman boğuşmalara girmem gerekeceği meydanda. Nitekim, o gün aklımdan geçenler, sonra başıma geldi ve bu aziz arkadaşlarımla bozuştuk ve boğuştuk…”

Bu sırada odaya Başyaver Girdi:

-”Latife Hanım hazırlandı. Paşa hazretleri!..”

Salona çıktıkları zaman, Latife, annesi ve kardeşlerinin arasında duruyordu. Saçlarını, Mustafa Kemal Paşa’yı ilk gördüğü gün başında taşıdığı mor eşarpla örtmüştü. Mor eldivenliydi ve elinde beyaz bir gül tutuyordu. Yüzünde çok hafif bir makyaj vardı.

Mustafa Kemal Paşa, sivil giyinmişti. Üstünde lacivert kruvaze bir elbise vardı. Aynı renkte, içinde kırmızı kıvılcımlar yanan bir kravat bağlamıştı. Ceketinin üst cebinde -titizlikle yerleştirildiği halde- rastgele konmuş gibi görünen, bir ak keten mendil vardı. Güzel, gri bir astragan kalpak giymişti.

Bu nikâhın en büyük özelliği Medeni Kanun’un kabulünden çok önce yapıldığı halde, sonradan Medeni Kanun’a girecek olan ”Nikâh biçimi”ni başlatması oldu.

Alıntı

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN